Daha önceki yazılarımızda, putperestlik yalanı ve Kötü Tanrı’nın kan açlığı gibi halk tarafından bilinmesi ve fazla kurcalanması istenmeyen konulara parmak basmıştık. Bu yazının konusu ise Türklerin Müslüman oluşu.
Türklerin Müslüman oluşu ülkemizde açıkça İslam’dan uzaklaşmaya ve dine dair sorgulamalara yol açacağı için dillendirilmeyen, tarih derslerinde bile anlatılmayan, geçiştirilmeye çalışılan bir konudur. Her ne kadar tarih ve din derslerinde “dinler birbirine benzediği için” veya “Araplarla komşu olan Türkler 9 ila 10. yüzyıllarda İslam’ı benimsemiştir” denilerek üstü kapatılmaya çalışılsa da durum aslında hiç böyle değildir. İşin komik yanı sunulan bu argümanlar kendi başlarına da yeterli ve doğru değiller. Esasen şaman olan Türklerin inancının İslam ile neredeyse hiçbir alakası yoktu. Bu doğru olsaydı bile hiçbir millet yüzyıllardır inandığı dini başka bir din ona benziyor diye bırakmaz.
Semavi dinlerin ayrımcılığı yazısında anlattığımız gibi, İslam birçok konuda ve birçok farklı zamanda çeşitli topluluklara ayrımcılık yapmıştır. Bu ayrım kimi zaman inançlı-kafir, kimi zaman cinsiyet, kimi zaman ise ırk üzerinden yapılmıştır. Türklerin Müslümanlaştırılmasını anlamak için ise o dönemin siyasi ve tarihi olaylarına biraz göz atmalıyız.
Semavi dinlerin ayrımcılığı yazısında, Kötü Tanrı’nın dinlerinin ve din adamlarının toplumları nasıl nefret ile doldurup savaşları körüklediğinden bahsetmiştik. Aslında bu konuda planının gayet iyi işlediğini söyleyebiliriz. 4 halife dönemi yaklaşık 30 yıllık kısa bir süreçtir ve genellikle iç karışıklıklar ile geçmiştir. Nitekim cihatlar, yalanlar, işkenceler, yahut siyasi zorlamalarla kabul ettirilen bir dinin, peygamberi öldükten sonra dağılma noktasına gelmesi pek de şaşılacak şey değildir. Keza ilk halife Ebubekir’in de en önemli icraatı dinden dönen toplulukları öldürmek olmuştur. Yine aynı dönemde, Kur’an da değiştirilmiştir. 4 halife döneminin bitişinden sonra Muaviye bin Ebu Süfyan (I. Muaviye) halifeliğini ilan edip Emevi devletini kurmuştur. Kötü Tanrı’nın ayrımcı politikasının ve açıkça onun çocuğu olan Muaviye’nin “başarıları” sonucu din içi ırkçılık ve kölelik hat safhaya ulaşmıştır. Bu konu semavi dinlerin ayrımcılığı yazısında daha detaylı işlendiği için şimdilik geçiyoruz.
TÜRKLERE YAPILAN KATLİAMLAR VE ASİMİLASYON
Emevi Halifesi I. Velîd’in döneminde, Horasan valisi olan Kuteybe bin Müslim, emir alarak batıya, Belh kentine doğru cihat etmeye başlamıştır. Bu doğrultuda ilk büyük hedefi Beykent ismi verilen şehirdir. Beykent şehri o dönem büyük bir ticaret merkezidir.
Yaklaşık 2 ay süren kanlı savaşlar sonucu Müslümanlar Beykent’e girdi. Bu savaşın önemli olmasının birkaç sebebi var: Şüphesiz ki, Ak Hunlar döneminden beridir demircilik/altın işlemeciliği ve sanatta gelmişmiş olan Türklerin kültürel ve ekonomik zenginliği Müslümanları derinden etkilemiştir. Bunların yanında köle, daha doğrusu cariye olarak aldıkları Türk kadınlarının güzelliği de Müslümanların daha sonradan yapacakları katliamlara zemin hazırlamıştır. Beykent alındıktan sonra İslam’a uygun olarak şehirdeki bütün erkekler öldürülmüş, kadınlar ve çocuklar köle olarak alınmış ve şehir tamamen yağmalanmıştır.
Bu olaydan sonra Müslümanlar büyük bir askeri güç ile Talkan şehrine doğru yürür. Bu dönemlerde Türklerin bir siyasi birlik oluşturamaması Müslümanların işini daha da kolaylaştırmıştır.
O ana kadar herhangi bir savunma hazırlığı yapmayan Talkan şehrinin meliki Sehrek, Müslümanların gelişinden önce şehri terk eder. Talkan şehrine hiçbir direniş ile karşılaşmadan giren Müslümanlar, yine şeriata uygun olarak şehirdeki eli kılıç tutan bütün erkekleri katleder. Herhangi bir direniş görmemelerine karşın, diğer Türk beyliklerine ibret olması açısından yapılır bu katliam. Bu olayda Soğd beyi Nizek Tarhan, Kuteybe ile barış antlaşması yapmak için iletişime geçmiştir. Ancak yine halifelikten gelen ”Bunlar Müslüman düşmanıdır ve katli vaciptir” emrinden sonra, Nizek Tarhan’ın çocukları dahil tüm ailesi ve silah arkadaşları katledilmiş ve Nizek Tarhan’ın başı halifeliğe gönderilmiştir. Müslümanlar, önce Tarhan’ın ailesini onun önünde öldürmüş, ardından yanında getirdiği bütün insanları katletmiştir. Bu tüm katliamlar Tarhan’a seyrettirilmiş ve en son kendisi de öldürülmüştür. Çeşitli rivayetlere göre bu olayda öldürülen kişi sayısı 12.000’i bulmaktadır. Talkan katliamında Müslümanlar yine öldürebildikleri kadar insan öldürüp geri kalanları da Talkan yolu üzerindeki ağaçlara asmıştır. Asılan insanların uzunluğunun 24 kilometre olduğu söylenir. Talkan katliamında yaklaşık olarak 40.000 kişi katledilmiştir. Bu katliamın yanında o dönem İslam’ın nuru (!) Suman’a, Kes ve Nesef şehirlerine de ulaşır ve yine erkekler öldürülüp kadınlar ve çocuklar köle ile cariye olarak alınırlar.
Cürcan katliamında da aynı olaylar tekrarlanmıştır. Dileyen tarihi araştırıp çok daha fazlasını görebilir. Bu katliamlar ve asimilasyon yaklaşık 70 yıl sürmüştür. 100.000’in üzerinde Türk, Müslümanlar tarafından katledilmiş ve on binlercesi cariye olarak alınmıştır. Bunların yanında, doğal olarak bütün tarihi ve kültürel değer taşıyan veya sanatsal olan şeyler yok edilmiştir. Fethedilen şehirler yakılıp yıkılmıştır. Zaten bu saydıklarımız neredeyse her cihatta ve haçlı seferinde olmazsa olmaz unsurlardandır. Kötü Tanrı’nın öğretisi, karşısına çıkan her türden gelişimi ve Şeytansal etkileri yok etmeye çalışır her daim. Müslümanlık, zannedildiği gibi Türklere bir ”hediye” olarak sunulmamış; onların her şeyini alıp, kendi bünyesine katarak büyüyen bir kartopu gibi, kültürlerini ve kanlarını emip zorla hükmetmiştir. Kötü Tanrının Ayrımcılığı ve Kötü Tanrının Kan Açlığı yazılarını okursanız, bu örneklerden daha da fazla bulabilirsiniz.
Anlattığımız katliamlardan sonra, tabii katliamlar sırasında da, zorla bazı Türk toplulukları İslam’a geçmiştir. İlerleyen onyıllarda Müslümanların siyasi ve askeri gücünün de etkisi ile, biraz da çıkar odaklı olarak İslam’a geçişler olmuştur. Daha sonradan Türklerle iletişime geçen ”ılıman misyonerler” ile, bir çeşit Türk-İslam anlayışı oluşturulmuş ve ”geriye kalan Türklerin” çoğunluğu Müslüman olmuştur. Zaten günümüzde de Müslüman Türkler arasında bahsettiğimiz Türk-İslam anlayışı hakimdir. Müslüman Türkler, semavi dinler tarafından asimile edilen diğer tüm toplumlar gibi, farkında olmasalar bile halen bazı pagan geleneklerini uygularlar. Buna örnek olarak nazar boncuğunu yahut uğursuzluktan korunmak için tahtaya vurmayı verebiliriz.
Kötü Tanrı’nın dinlerinin tarihi acılarla, savaşlarla, katliamlarla ve yok edişlerle doludur. Sitemizdeki diğer yazıları ve kitaplarımızı okuyarak daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.
Teistik Satanizm hakkında daha çok bilgi almak için diğer yazılarımızı ve kitaplarımızı okuyabilirsiniz. İletişim sayfasından sorularınızı direkt olarak sorabileceğiniz Discord sunucularımıza katılmanızı tavsiye ederiz. Sorularınızı sorup cevabını sıradaki soru-cevap yazısında görmek için soru formunu kullanabilirsiniz. Sitemizdeki yazılardan paylaşıldığı an haberdar olmak için Instagram sayfamızı takip edebilir ve e-posta sistemimize abone olabilirsiniz. İyi araştırmalar.




