Kötü Tanrı‘nın sahip olduğu savaş, ölüm, yıkım, acıdan hoşnutluk duyma ve beslenme yapısı gönderdiği dinlerin buyruklarında da rahatlıkla görülür. Bu yazımızda bu kan açlığını açıklayıp biraz da kan açlığının izlerini kendi dinleri üzerinden inceleyeceğiz.
SAVAŞ ENERJİSİ
Kan, ölüm ve acı esasında Kötü Tanrı’nın mevcut durumunu koruyabilmesi için en önemli ihtiyaçlarındandır. Yapısının getirdiği bu durum sayesinde beslenmesi bir yana bir de insan ölümünün getirdiği yoğun enerji dalgası sayesinde savaş gibi durumlar Kötü Tanrı’yı en çok besleyen durumlar olmuştur.
Kötü Tanrı adına savaşanlar, gözleri dönmüş bir halde saldırdıkları yerdeki nüfusun çoğunu katleder. Bu esnada ortaya çıkan öfke, nefret ve vahşet duyguları ve aynı şekilde korku, hüzün, üzüntü ve çaresizlik gibi duygular Kötü Tanrı’yı besler. Savaşta ölen kulları onun adı altında öldükleri için ruhları onun kütlesine karışır ve o esnada ölümü dolayısıyla ortaya çıkan yoğun enerjiler de tamamen ona ulaşır.
Kötü Tanrı adına öldürülenler için de aynı durum geçerli olurken bir de öldürenlerin duygusal durumu katkı sağlar. Öldürülenler bir yana kadınlara edilen tecavüz (Kötü Tanrı İçin Cinsellik) ve eğlence için halka edilen zulüm ve işkencelerden doğacak enerjileri de görmezden gelemeyiz.
İnsan kurbanı istenmesi yani savaş istenmesi bir yana, aynı zamanda hayvan kurbanı da istenmektedir. Bu durum aslında en basit örnekle, Kabil ve Habil anlatısında bile görülmektedir. Sözde tanrı, Kabil’in bitkilerden oluşan sunusu yerine Habil’in canlı kurbanını daha çok sevmiştir. Aynı şekilde İslam’da da her yıl adına milyonlarca kurbanlar kesilmesini istemektedir.
Semavi dinler öncesinde de kan açlığı nedeniyle kurbanlar istemesi bazı kültürlerde görülmektedir. Bu durum Ayetler Kitabı Açıklaması‘nda detaylıca anlatılmaktadır.
Altı Katlı Kitap‘ın belirttiği üzere halihazırda Kötü Tanrı’ya ait üç farklı din bulunmasının ve insan topluluklarının yaratılış sonrasında Kötü Tanrı tarafından dağıtılmasının sebebi de insanlık arasında doğacak olan çatışmaları kolaylaştırmaktır. Zaten onun açısından düşünecek olursak, üç din gönderip, üç dine de “siz hariç herkes kafirdir” demek ve sonrasında “kafirleri öldürün” demek oldukça mantıklıdır. Üç dinin mensupları da kendilerini tanrılarına adayarak öldürür ve ölür.
Bu durum tamamen bir kazanç durumu olur ki üç din haricindeki kişilere yapılan seferlerle de kendi kulları bir yana kendisine boyun eğmeyenlerin ölümleriyle her açıdan avantaj elde etmiş olur. Şimdi kan açlığını yalnızca semavi dinlerin kitaplarından ve savaşlar açısından inceleyelim.
Musevilik
Musevilik biraz da Kötü Tanrı’nın kendi öğretisini direkt olarak ilk defa yayabilmesinden kaynaklı olarak son derece boğucu ve çok acımasız bir dindir. İlk önce ayetleri görelim, sonra üstüne konuşalım.
ÇÖLDE SAYIM 31
1-2. RAB Musa’ya, “Midyanlılar’dan İsrailliler’in öcünü al; sonra ölüp atalarına kavuşacaksın” dedi.
3. Bunun üzerine Musa halka, “Midyanlılar’a karşı savaşmak ve onlardan RAB’bin öcünü almak üzere aranızdan adamlar silahlandırın” dedi, 4 “Savaşa İsrail’in her oymağından bin kişi gönderin.”
5. Böylece İsrail’in her oymağından biner kişi olmak üzere 12 000 kişi seçilip savaşa hazırlandı. 6. Musa onları –her oymaktan biner kişiyi– ve Kâhin Elazar oğlu Pinehas’ı savaşa gönderdi. Pinehas yanına kutsal yere ait bazı eşyaları ve çağrı borazanlarını aldı. 7. RAB’bin Musa’ya verdiği buyruk uyarınca, Midyanlılar’a savaş açıp bütün erkekleri öldürdüler. 8. Öldürdükleri arasında beş Midyan kralı –Evi, Rekem, Sur, Hur ve Reva– da vardı. Beor oğlu Balam’ı da kılıçla öldürdüler. 9. Midyanlı kadınlarla çocuklarını tutsak alıp bütün hayvanlarını, sürülerini, mallarını yağmaladılar. 10. Midyanlılar’ın yaşadığı bütün kentleri, obaları ateşe verdiler. 11. İnsanları, hayvanları, yağmalanmış bütün malları yanlarına aldılar. 12. Tutsaklarla yağmalanmış malları Şeria Irmağı’nın yanında, Eriha karşısında, Moav ovalarındaki ordugahta konaklayan Musa’yla Kâhin Elazar’a ve İsrail topluluğuna getirdiler.
13. Musa, Kâhin Elazar ve topluluğun önderleri onları karşılamak için ordugahın dışına çıktılar. 14. Musa savaştan dönen ordu komutanlarına –binbaşılara, yüzbaşılara– öfkelendi.
15. Onlara, “Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?” diye çıkıştı, 16. “Bu kadınlar Balam’ın verdiği öğüde uyarak Peor olayında İsrailliler’in RAB’be ihanet etmesine neden oldular. Bu yüzden RAB’bin topluluğu arasında ölümcül hastalık başgösterdi. 17. Şimdi bütün erkek çocukları ve erkekle yatmış kadınları öldürün. 18. Yalnız erkekle yatmamış genç kızları kendiniz için sağ bırakın.”
Görüldüğü üzere, Musevilikte en büyük peygamber, İslam’da ise en önemli peygamberlerden birisi olarak kabul edilen Musa, tanrısından direkt olarak bir bölgeye saldırılması üzerine emir alıyor. Sonra bu saldırı, yağma, yıkım ve katliam ballandırılarak, övülerek anlatılıyor.
Yeterince kötü değilmiş gibi Musa, bir de kadınları sağ bıraktıkları için orduya kızıyor. Bu durum bile aslında Kötü Tanrı’nın kan açlığını gözler önüne sermektedir. Hemen ardından ise bakire kadınların, onlara tecavüz etmek için sağ bırakılmasını emrediyor.
YASA’NIN TEKRARI 20
“10. “Bir kente saldırmadan önce, kent halkına barış önerin. 11. Barış önerinizi benimser, kapılarını size açarlarsa, kentte yaşayanların tümü sizin için angaryasına çalışacak, size hizmet edecekler. 12. Ama barış önerinizi geri çevirir, sizinle savaşmak isterlerse, kenti kuşatın. 13. Tanrınız RAB kenti elinize teslim edince, orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin. 14. Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz. Tanrınız RAB’bin size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz. 15. Yakınınızdaki uluslara ait olmayan sizden çok uzak kentlerin tümüne böyle davranacaksınız.
16. “Ancak Tanrınız RAB’bin miras olarak size vereceği bu halkların kentlerinde soluk alan hiçbir canlıyı yaşatmayacaksınız. 17. Tanrınız RAB’bin size buyurduğu gibi, onları –Hitit, Amor, Kenan, Periz, Hiv ve Yevus halklarını– tümüyle yok edeceksiniz. 18. Öyle ki, ilahlarına taparken yaptıkları iğrençliklere uymayı size öğretemesinler, siz de Tanrınız RAB’be karşı günah işlemeyesiniz.”
Bunlar da yine Kötü Tanrı’nın yapısını açıkça belli eden ayetler. Kötü Tanrı net bir şekilde bir yerleşkeye saldırırken nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini ve hatta bazı noktaları hedef gösterip o yerleşkelerde hiçbir canlıyı sağ bırakmamayı emretmektedir. İnsanlara “ya köle ol ya da öl” seçimini sunmalarını emretmektedir.
Bu durum sizce her insanın yaratıcısı olacak tanrı için çelişkili değil midir? Bu denli vahşet isteyen bir tanrı nasıl merhamet sahibi veya iyi olabilir?
Hedef gösterilen yerleşkelerin yok edilme sebebi ise başka tanrılara tapmalarıdır. Bilimde ve sanatta gelişmeleridir, hayatlarını özgürce yaşamaları ve en önemlisi Kötü Tanrı’ya köle olmamalarıdır. Bunlar Kötü Tanrı için bağışlanamaz ve acilen yok edilmesi gereken tehlikeli davranışlardır.
Tevrat incelendiğinde kan açlığı, vahşet ve savaş teşviğine dair çok fazla ayet bulunabilir. Bu yazı için bu ayetlerin yeterli olduğunu düşünmekteyiz. Dileyen Tevrat’ı açıp, okuyup, çok daha fazlasını görebilir.
Hristiyanlık
Hristiyanlık, Efendi Şeytan ve İsa’nın etkisi ile daha insancıl, daha hoşgörülü bir din olsa da eninde sonunda Kötü Tanrı’nın istediği yola girmiş, ona istediği acıyı ve katliamları fazlasıyla sağlamıştır. Hristiyanlar halihazırda Tevrat’ı, Eski Ahit olarak kabul etmektedir. Yani yukarıdaki ayetler aslında burada da geçerlidir.
Yeni Ahit’i incelediğimiz zaman ise şunu rahatlıkla görüyoruz: İsa aslında Kötü Tanrı’nın yapısından uzak olduğu için sonrasındaki müdahaleler olmasa aslında öğretisi çok daha barışçıl olacaktı. Bu durumu İsa Kitabı ve Ayetler Kitabı Açıklaması‘nda detaylıca okuyabilirsiniz. Biz bu yazıda İncil öğretisinin Kötü Tanrı’nın şekillendirdiği hâlini yorumlayacağız.
ROMALILAR 3
“5. Ama bizim haksızlığımız Tanrı’nın adil olduğunu ortaya çıkarıyorsa, ne diyelim? İnsanların diliyle konuşuyorum: Gazapla cezalandıran Tanrı haksız mı?
6. Kesinlikle hayır! Öyle olsa Tanrı dünyayı nasıl yargılayacak?
7. Ama Tanrı’nın her zaman doğruyu söylediği benim yalanımla yüceliği için daha açık şekilde ortaya çıkmışsa, ben niçin yine bir günahkâr olarak yargılanıyorum?
8. Bazılarının bizi kötüleyerek, söylediğimizi ileri sürdüğü gibi niçin, “Kötülük yapalım da bundan iyilik çıksın” demeyelim? Böylelerinin yargılanması yerindedir.”
Görüldüğü üzere İsa’nın, daha doğrusu Efendi Şeytan’ın öğretisinden tamamen uzak, Tevrat’taki gibi “kan, savaş, ölüm, acımasızlık” kokan ayetler. İsa’nın hoşgörülü ve sevecen öğretisinin tam tersi, “Tanrı’nın gazapları haklıdır, biz de iyilik olması için onlara kötülük yapmalıyız” düşüncesiyle hareket ediliyor. Kiliselerin haçlı seferlerini kutsamasının, engizisyon mahkemeleriyle insanlara işkence etmesinin, yüzyıllarca ölüm ve acı ile hükmetmesinin ana sebebi de Kötü Tanrı tarafından teşvik edilen bu kan açlığıdır. O hâlde İsa Kitabı’nda ortaya konulan bir gerçeği yinelemek gerekir:
İsa Kitabı, II. Bölüm
41. İsa’nın hiç bilmediği ve hiç düşünmediği yorumlar getirdiler onun öğretisine. Bir dehşet ve kan dini yaptılar Hıristiyanlığı ve İsa adına cinayetler işlediler yüzyıllarca. Ve sakladılar insanlardan, her ele geçen bilgiyi İsa ve onun öğretisi hakkında. Asıl görevlerinin büyük bölümü de budur aslında.
42. Ve insanları yüzyıllarca Benimle korkuttular ve Benden korkutarak insanları, beslediler kendi kötü tanrılarını ve kötü dinlerini. İnsanları aforoz ettiler yüzyıllarca ve kimse sormadı onlara İsa adına yaptıkları bu işi, İsa’nın yaşarken kaç defa yaptığını. Kimse sormadı onlara İsa’nın kaç engizisyon mahkemesi kurduğunu, kaç defa insanları diri diri yaktığını ve kaç tane cadı diye ve kaç tane başka dinden diye insan öldürdüğünü. Aslında hiçtir bu soruların cevabı. İsa yapmadı ve düşünmedi bile bunları.
43. Ve görseydi ve bilseydi İsa kendi adına kurulan kilisenin cadı avlarını ve katliamlarını hiç yaşamak istemezdi bu dünyada, bu din komisyoncularının kendi yarattıkları sahte tanrıları olarak ve kötü tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi olarak.
44. Ve İsa’nın yaratılış amacı olan ve fakat asla yapmadığını yapmaya çalıştı onun adına kurulan kilise. Avrupa’da ve dünyanın her ulaşabildikleri yerinde benim yapı taşlarımı taşıyan ve Birinci Oğul’un soyundan olanları katlettiler. Engizisyonlar kurdular. Birçok insanımı ve fark gözetmeksizin kendi insanlarını da öldürdüler ve kötü tanrı’ya enerji olsun diye işkence ettiler.
İslam
İslam yayılmaya başladığı andan itibaren cihatlarla, boğucu şeriatıyla ve kısıtlayıcı yapısıyla insanlığı Kötü Tanrı’ya köle etmiş, yeryüzünü kan gölüne çevirmiştir. Bu durum günümüzde bile böyledir. İslam’ın varoluşundan beri, sıkı şekilde uygulanıp da huzurlu olunan bir yer var mıdır? Sadece İslam da değil. Orta çağda kilisenin, güç sahibi olduğunda Museviliğin yaptıkları çok mu farklıydı? Semavi dinlerin hükümlerinin, öğretilerinin uygulanmasının insanlığa savaştan ve acıdan başka ne getirisi olmuştur?
Tevbe 29
“Ehl-i kitap’tan Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve resulünün yasakladığını yasak saymayan ve hak dine uymayan kimselerle, yenilmiş olarak ve kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.”
Enfal 39
“Fitne ortadan kalkıncaya ve dinin tamamı Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçerlerse kuşkusuz Allah yaptıklarını görmektedir.”
Dinin tamamı Allah için oluncaya kadar savaşmak, en basit tabirle sonsuza kadar savaşmak demektir. Diğer inançlara karşı olan düşmanlık apaçık gözler önünde. Şimdi bu ayetlerden yola çıkarak “Savaşın derken onlara karşı direnmek, onlara yenilmemek kast ediliyor.” veya “Onlar saldırırsa kendinizi koruyun denmek isteniyor.” diye düşünecek olanlar varsa, yazının devamındaki ayetlerde durumun böyle olmadığı net olarak belirtilmektedir.
Nisa 76
“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise bâtıl dava uğrunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphe yok ki şeytanın planı (tuzağı) daima zayıftır.”
Ayette kastedilen Şeytan’ın dostları açıkça pagan dinlerine (Antik Paganizm) inanan kimselerdir. Bu ayet ile açıkça paganlara karşı bir saldırı emri verilmiştir. Hatırlarsanız aynı emir Tevrat’ta da verilmişti.
Tevbe 14-15
“Onlarla savaşın ki, Allah onları sizin elinizle cezalandırsın, onları rezil rüsvâ etsin, sizi onlara karşı başarılı kılsın, inananların yüreklerine su serpsin, kalplerindeki öfkeyi yatıştırsın. Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bilmekte, hikmetle yönetmektedir.”
Tevbe 123
“Ey iman edenler! İnkârcılardan hemen yakınınızda bulunanlarla savaşın. Onlar sizin çetin gücünüzü görsünler. Biliniz ki Allah, buyruğuna karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.”
Maide 33
“Allah’a ve peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası ancak ya öldürülmeleri veya asılmaları yahut el ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi ya da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. Bu, onların dünyada uğradıkları aşağılayıcı cezadır. Âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır.”
Yukarıdaki ayetler de savaş teşviğini ve acımasızlığı yeterince gözler önüne serer. Bu ayetlerin yeterli olduğunu düşünüyoruz. Ayrıyeten bu yazıda, din tüccarları tarafından bir spekülasyon yaratılmaması için Buhari Cihad 149 gibi hadisleri hiç almadık. Dileyen okuyarak çok daha fazlasını görebilir.
SAVAŞLARIN SEBEBİ
Kısa yoldan insanların gözünü boyamak isteyen din komisyoncuları aşağıda inceleyeceğimiz Kâfirûn suresini okuyup bir sonuca vardıklarını zannederler:
KAFİRUN 1-6
“De ki: “Ey inkârcılar! Ben sizin tapmakta olduğunuz şeylere tapmam. Siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.”
Aslında bu mantık bütün semavi dinlerde aynıdır. Kafirun suresi Muhammed Mekke’de güçsüzken, doğru dürüst bir takipçisi yokken, istese de savaşamayacak bir durumdayken inmiş bir suredir. Bu durumda zaten tanrısından savaşçı ayetler alması mümkün değil. Kendileri güçsüzken “senin dinin sana, benim dinim bana” diyenler, Medine’ye gidip en ufak bir güce ulaştığında anında cihatçı bir yapıya bürünmüştür. Yukarıda verdiğimiz Nisa, Enfal ve Tevbe sureleri Muhammed Medine’de nispeten güçlüyken ve savaşabilecek durumdayken inmiştir.
Semavi dinleri savunan kimselerin sunduğu bir diğer argüman ise şudur: “Bu kendilerini korumak için verilen bir savaştır, saldırı savaşı değildir”. Fakat üç dine dair incelediğimiz ayetlerde açıkça görülüyor ki Kötü Tanrı, açık açık saldırı ve vahşet emirleri vermektedir. Durduk yere saldırmayı veya her kafiri öldürmeyi emretmek kendini korumak değildir.
Tüm bu savaşların asıl sebebi Kötü Tanrı’yı beslemek ve onu beslemeyenleri yok etmektir. En nihayetinde bu, onun yapısıdır.
Teistik Satanizm hakkında daha çok bilgi almak için diğer yazılarımızı ve kitaplarımızı okuyabilirsiniz. İletişim sayfasından sorularınızı direkt olarak sorabileceğiniz Discord sunucularımıza katılabilir, sorularınızı sorup cevabını sıradaki soru-cevap yazısında görmek için soru formunu kullanabilirsiniz. Sitemizdeki yazılardan paylaşıldığı an haberdar olmak için Instagram sayfamızı takip edebilir ve e-posta sistemimize abone olabilirsiniz. İyi araştırmalar.







