Şeytan kendisine atfedilen her şeyi benimsiyorsa ona Allah veya hakaret içeren (küfürlü) bir isim atfedilirse bunu da benimser mi?
Öncelikle Allah isminin atfedildiği senaryoyu düşünecek olursak, Allah farklı bir tanrının ismi olmasına rağmen bu ismi kabul eder. Bunu Melek Tavus veya Lucifer isminden de biliyoruz. Fakat bu isimlerde de yaptığı gibi görevlileri yoluyla veya o çağa uygun bir şekilde bu ismin esasen farklı bir tanrıya, özellikle de Kötü Tanrı‘ya atfedildiğini belirtecektir.
Ayetler Kitabı, VI. Bölüm:
11. Melek Tavus oldum, Yezidi denilen Azday halkı arasında.
12. Ama o, esasında başka tanrıydı. Melek Tavus ismini de benimserim; sadece ben olduğum sanıldığı ve söylenildiği içindir, kötü tanrının kullarınca.
…
17. Lucifer oldum; Hıristiyanlıkta. Aslında bu, “Işık getiren” demektir. Bana en çok yakışan. Ama bu da sabah yıldızının adıydı Roma’da. Kilise, şeytan yapmak istedi ışık getireni, kendi rekabeti ile ve ben de benimsedim bu ismi kendi rızamla.
Küfür konusunda bakacak olursak; Şeytan’a atfedilen isimlerin, özellikle semavi dinler tarafından atfedilenlerin, kimisi aşağılayıcı ve hakaret unsuru içeren isimlerdir. Şeytan yine de bu isimler kendisini ifade ettiği için bu isimleri kabul etmiştir zira kendisi kibirli bir tanrı değildir. Yine buradan yola çıkarak biliyoruz ki Şeytan olası bir durumda çoğunluğun ona bir “küfür” atfetmesini de kabul edecektir.
Ayetler Kitabı, VI. Bölüm:
1. Benim gerçek ismimi bilemez hiç kimse. İsmim zaten değildir insan dili ve kulağı için. Bu yüzden birşey ifade etmez size. Bana yakıştırılan isimler sizler tarafından üretilmişlerdir daima. Ama benim için ve sizin için bu, önemli değildir. Ben bana verilen her ismi benimserim. İster yüceltmek için, ister aşağılamak için. Beni aşağılamak için veya sizi benden korkutmak için verilen isimler benimsenerek tarafımdan, birer ziynet haline gelmişlerdir üzerimde.
Ayetler Kitabı Açıklaması, sf. 155:
“Her neden veya nasıl olursa olsun insanların Şeytan’ı sevmemesi onun için pek önemli değildir. Onu sevip deli gibi tapmamız ona bir şey kazandırmaz ve aynı şekilde ondan nefret edilmesi, ona küfürler edilmesi de bir şey kaybettirmez. O, Elohim gibi kibirli değil.”
İnanmadan kelime-i şehadet getirmek seçkinliği bozar mı?
Hayır. Her ne kadar kelime-i şahadet birisini Müslüman yapıyormuş gibi lanse edilse de kişiyi asıl Kötü Tanrı’nın kulu yapıp onun etki alanına sokan şey bu cümleyi söylerken duyulan inanç ve mental teslimiyettir. İnanmadan öylesine söylemenin seçkinliğe bir etkisi olmaz. Yine de söylemekten kaçınmak etki alanı için en iyisidir.
Ayetler Kitabı Açıklaması, sf. 229:
“Müslüman olmak isteyen bir birey kelime-i şehadet getirerek Elohim’i kabul eder ve ona kendisini adar. Bir cümleden ne olacak ki ya diye düşünürseniz, o cümle kişinin bilinçaltına gömdüğü ve verdiği bir emir gibidir. Aynı zamanda bir afirmasyondur. O cümleyi söylemek değil gerçekten cümleye inanarak ve inanarak söylemektir mesele, yoksa ben şuan kelime-i şehadet getirsem inanmadığım için veya içten olmadığı için bu beni Elohim’in gerçek kulu yapmaz. Bu cümle ve söylerkenki inanç kişiyi Elohim’in etki alanına sokar.”
İsa Kitabı 2. bölüm 4. ayette “sürelere bakmamayı” diye bir ifade var. Doğrusu “sürülere bakmak” değil mi? Niye tam tersi anlam çıkaran bir yazım hatası var?
Evet, kastedilen “sürüleri bakmayı”dır fakat yazım hatası ufak bir kafa karışıklığına sebep olabilir. Üç kitapta bu tarz yazım hatalarına rastlanabilir ve bunun en büyük sebeplerinden birisi kitapların bir editörlük sürecinden geçmeden kahin tarafından zamanına yetiştirilerek yazılmasıdır.
Ayetler Kitabı Açıklaması, sf. 272:
“Kitap Şeytan tarafından kahinimize dikte edildi yani kitabı yazıya döken kahindi. Bülent Kısa herkes gibi bir insandı ve yazım hataları yapması oldukça doğal, özellikle dikte esnasında o görevin baskısı, enerjinin yoğunluğu ve zihninin diktedeki şeylerle dolu olması gibi birçok etkenle birlikte yazım hataları yapmasının ne kadar normal olduğu görülür. Karanlıktan yayması ve kendisini açığa çıkarmaması gerektiği için de gidip bir editör tutamazdı. ‘Tanrı işi olan kitabın kusursuz olması gerekmez mi?’ diyecek olanlar ise kitabın zaten kusursuz olduğunu görmeli zira içerisinde ne bir yanlış bilgi ne de bir yalan var, birkaç yazım hatasının olması bana kalırsa tamamen yalanlarla, çelişkilerle, bilime ve toplum yapısına aykırı bir kitap olmasından iyidir.”
Eğer eşimiz/sevgilimiz yalancı tanrıya inanıyorsa onu aldatmamız mı lazım? Ayetler Kitabı’nda insan tek eşli değildir derken aldatmaya mı teşvik ediyor?
Şeytan ilk soruda bahsedilen durumda, öncelikle bu kişiye öğretisini anlatmamızı, Kötü Tanrı’ya olan şüphelerini uyandırmamızı, fakat kendisi Kötü Tanrı’nın yoluna bağlı kalmakta kararlıysa ondan ayrılmamızı söyler. Ancak çok eşliyseniz ve bu kişiyi gerçekten seviyorsanız, aynı zamanda başka nedenlerden ötürü ayrılmak istemiyorsanız ya da ayrılmanıza engel olan bir neden varsa, bu durumda cinsel ihtiyacınızı gidermek için aldatabilirsiniz. Bu tamamen size kalmış bir karardır fakat Şeytan, seçkinlerinden kendilerini kısıtlamamalarını ister.
Ayetler Kitabı, II. Bölüm:
52.Utanmayın arzularınızdan, isteklerinizden; tanıyın kendinizi! Neyseniz, o olun! Yapın, ne isterseniz. Ve asla kınamayın, başkasının ihtiraslarını ve ten açlığını. Saygı gösterin birbirinizin isteklerine. Köle etmeyin eşlerinizi. İsteyen tek eşli olur, isteyen çok. Kimse zorlanamaz.
Nasıl bir ruhban olabilirim?
Ayetler Kitabı Açıklaması‘nda belirtildiği üzere, ruhbanlar çok yüksek ihtimalle önceki hayatlarında seçilir ve görevlerini yapacakları yer ile zamana özenle reenkarne edilirler. Eğer bir kişi ruhban olacaksa bunu önceki hayatlarında hak etmiş olması gerekir. Kahinler ve baş ruhbanlarda bu durum kesin olarak böyle olmakla beraber, kara rahiplerde ve rahibelerde bazı istisnalar olabilir. Tabii bu çok düşük bir ihtimal, şöyle açıklayalım: Kişi, bir ömründe ruhbanlığı hak ettiğini kanıtlarsa diğer hayatında ruhban olabilir. Diyelim ki kişi hak etti, önceki hayatında ruhbanlığı hak eden seçkin yeni hayatında görevi için zorlu bir eğitim sürecine tabii tutulur ve sonunda ruhban olur. Şimdi bu süreci tek bir ömre sığdırmaya çalışın. Önce koca bir ömürde hak edilen şeyi hak etti, sonra o uzun eğitim sürecine girdi. Yani iki ömürlük süreci tek ömre sığdırdı. Üstüne üstlük yine söylediğimiz gibi görevliler, görev yapacakları konum ve zamana özenle gönderilirler, yani ona göre reenkarne olurlar. Şimdi o tüm süreci tek ömre sığdırıp bir de kişinin şans eseri görev yapılması gereken yer ve zamanda olduğunu düşünün. İşte bunların hepsi olursa mümkün olabilir. Bunun haricinde ek bilgiyi Teistik Satanizm’in Görevlileri yazısından ve Ayetler Kitabı Açıklaması’nın ilgili bölümlerinden alabilirsiniz.
Teistik Satanizm hakkında daha çok bilgi almak için diğer yazılarımızı ve kitaplarımızı okuyabilirsiniz. İletişim sayfasından sorularınızı direkt olarak sorabileceğiniz Discord sunucularımıza katılmanızı tavsiye ederiz. Sorularınızı sorup cevabını sıradaki soru-cevap yazısında görmek için soru formunu kullanabilirsiniz. Sitemizdeki yazılardan paylaşıldığı an haberdar olmak için Instagram sayfamızı takip edebilir ve e-posta sistemimize abone olabilirsiniz. İyi araştırmalar.




