Doğa dinleri olarak da bilinen Antik Pagan öğretilerini takip eden insanlar, binyıllar boyunca, bazen direkt olarak tanrılarını hayvanlar ile tasvir etmiş, bazense hayvanları tanrıları ile ilişkilendirmiştir. Onlardan sonra gelen ve doğaya düşman olan Karanlık Çağ’ın dinleri ise hem doğayı medeniyetin bir düşmanı haline getirmek için, hem de Şeytan’ı aşağılamak ve insanları ondan korkutmak için bazı hayvanları Şeytan’a atfetmiştir. Bu yazımızda atfedilen hayvanlar arasından öne çıkanlara değineceğiz.
Ayetler Kitabı, V. Bölüm, 60. Ayet:
“Her hayvan kutsaldır bana; ama bazı hayvanlar bana atfedildikleri için daha kutsal gelir gözüme. İnsanların bana yakıştırdığı hayvanlardır bunlar. Keçi kutsaldır bana; çünkü yüzyıllardır insanlar benimle özleştirdiler onu bir çok ülkede. Piramitlerin ülkesinde ve binyıllar önce Eşek benim hayvanım sayıldı. Bu yüzden de kutsaldır bana. Ve gene aynı ülkede çakal ve sırtlan benim hayvanım sayıldılar. Ve çölün hayvanları yılan ve akrep bana ithaf edildiler, Seth ismimle tanınırken. Ve hipopotam benim sayıldı ve timsah. Bu yüzden kutsaldır bana bu hayvanlar.“
Keçi
Keçi doğa dinleri için dünyanın dört bir yanında, binyıllar boyunca, hem sembolik açıdan hem de bir hayvan olarak kilit bir konumda bulunmuştur. Keçi bir hayvan olarak insanlık ile, türümüzün erken dönemlerinden beri doğal bir ilişki içindedir. Farklı insan medeniyetlerinin erken safhalarda sürdürülebilir hayvancılık metotlarını geliştirmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu sebeple antik medeniyetlerin kurdukları ilk şehirler ile birlikte gelen sembollerinde de önemli bir yere sahip olmuşlardır. Bu semboller keçinin doğurganlığı, bereketi ve özgürlükçü inadı üzerine odaklanmıştır. Erken insan toplumları bu sembolleri kendi inanç yapılarına göre tanrılarına yahut tanrısal varlıklarına atfetmiştir.
Karanlık Çağ’ın gelmesi ile insanlığın sahip olduğu sembollerin büyük bir kısmı asıl anlamlarını kaybetmiş, yerleşen yeni düzen ile birlikte düşmanlaştırılmıştır. Keçi de bu düşmanlaştırılan semboller arasından nasibini en çok alanlardan birisi olmuştur. Bereket ve doğurganlıkla ilgili vasıflarını kaybetmiş, inadı ise aslında halen yapısına uygun şekilde yerleşik düzene bir başkaldırı halini almıştır. Bu dönemde yapısal olarak uyumsuzluk, düzen karşıtlığı, dengesizlik ve anlayışsızlık ile ilişkilendirilmiştir. Buna rağmen ilerlemeleri sekteye uğrasa da varlıklarını korumayı başaran ezoterik gruplar bu dönem boyunca keçi sembolünün asıl vasıflarını korumayı başarmıştır.
Keçi sembolü üzerine kurulan Oğlak burcu geleneksel olarak azmi, hırsı ve disiplini ile bilinir. Zorluklara rağmen dağa tırmanıp tepeye ulaşma anlayışına sahiptir. Çalışkan, planlı ve güvenilirdir. Hayatında başarı, statü ve düzen odaklıdır.
Eski mitolojilerde ise farklı tanrılar ile ilişkilendirilmiştir.

Antik Yunan’da Pan, aslen direkt olarak keçi formunda bir tanrıydı. Daha sonraları Antik Yunan medeniyetindeki paradigmanın değişmesi ile kendisine yarı insan bir form kazandırılmış, yarı insan yarı keçi bir tanrı haline gelmiştir. Pan bir tanrı olarak ormanları, dağları ve vahşi doğayı temsil etmekteydi. Arkadia’nın ormanlarında, onun isminden türetilmiş olan panflütünü çalarak gezer, müziğini duymaya hazır olanları vecde ulaştırır ve içlerindeki şehveti uyandırırdı. Bu açıdan cinsel açıdan da yoğun bir vasfı olduğunu söyleyebiliriz. Hazır olmayanlar ise, yine onun isminden türetilmiş olan, paniğe kapılırdı.
Eski Türk mitlerinde keçinin sıgun otunu yemesi ile ölümsüzlüğü kazandığına ve böylelikle sonsuzluğu sembolize ettiğine inanılırdı. Kırgızlarda keçileri koruyan Çıçan Ata adında bir varlığa inanılırdı.
Eski Çin inançlarında xieshi adında varlıklar olduğuna inanılırdı. Başlarının ortasında tek bir boynuzu bulunan bu keçimsi varlıklar, yalan söyleyenleri hissedebilme yeteneğine sahiptir. Şayet devlet görevlilerinin yalan söylediklerini görürlerse, tek boynuzlarını onlara doğrultup üzerlerine koşarlar.
Nordik inançlarına göre keçiler dayanıklılığı ve kuvveti sembolize ederdi. Thor’un arabasını Tanngrisnir ve Tanngnjóstr adında iki dev keçi çekerdi. Bu şekilde Thor gökyüzünde bir savaştan diğerine yol alırdı. Savaşlardan döndüğünde ise ikisini de öldürür, pişirir ve yerdi. Fakat ertesi gün çekicinin gücü ile ikisini de yeniden doğururdu.

Günah keçisi geleneği, araştırmacıların tahminlerine göre milattan önce 2400’lü yıllarda Orta Doğu’da ortaya çıkmıştır. Bu büyük coğrafyada farklı kültürlerde zaman zaman gözlenmiş olsa da Yahudi geleneklerinde kalıcı bir yer edinmiştir. Yahudi pratiklerine göre iki yavru keçi arasından biri seçilir ve “Azazel” adı verilirdi. Bu keçi, kabilenin tüm günahlarını taşıması ve kendisiyle birlikte alıp götürmesi için çöle bırakılırdı. Diğeri ise YHVH’ye kurban edilirdi. Bu gelenek pratikte ve inançta bazı değişiklikler olmakla birlikte Kötü Tanrı’nın sonradan gelen dinlerinde de gözlenebilmektedir. Bununla birlikte bazı araştırmacılar bu ritüelin Yahudi geleneklerine kabulünün “Azazel” adında, inanılan eski bir varlığa yahut pagan tanrısına yapılan kurbanlar ile gerçekleştiğini düşünmektedir.
Daha yakın dönemde ise İslam dininin peygamberi Muhammed’in isminden türetilen “Baphomet” ortaya çıkmıştır. Bu figüre dair bazı çizimler keçi başlı olduğunu düşündürse de en başta net bir kanı yoktu bu konuda. 19. yüzyılda Fransız okültist Eliphas Levi, Baphomet’i sembolik anlayışıyla okült öğretilere kazandırdı ve bunun için yaptığı çizimde figürün başını bir keçi başı olarak çizdi. Figürün her bir kısmı sembolik anlamlarıyla farklı şekilerde incelenebilmekle birlikte özel olarak bu keçi başı, Kilise’nin düşmanlaştırdığı keçi sembolüne bir atıf olarak yer almıştır.
Eşek
Eşek, insanlık tarihinin en kadim yardımcılarından biri olarak uygarlığımızın gelişiminde sessiz bir rol oynamıştır. Gücünün ve dayanıklılığının yanı sıra, uyum yeteneğiyle de bilinen bir canlıdır. İnsanla kurduğu ilişki, diğer birçok evcil türden daha sade ve dolaysızdır; süs veya gösteriş için değil, işlev ve sadakat için evcilleştirilmiştir. Bu yönüyle eşek, insan emeğinin ve kırsal hayatın bir simgesine dönüşmüştür. Fakat bu alçakgönüllü varlık, zamanla sembolik düzlemde hem yüceltilmiş hem de aşağılanmıştır; tıpkı insanın emeğe ve doğaya bakışındaki değişimler gibi.
Eski uygarlıklarda eşeğin insan hayatındaki yeri, lojistik açıdan olduğu gibi, sembolik açıdan da büyük önem taşımaktaydı. Bu sebeple bu hayvan hakkında yazılan en eski halk hikayeleri ve mitolojiler de hayvanın evcil doğasına ve yük taşıyabilmesine odaklanmaktaydı. Bu nedenle ki bazı uygarlıklarda bu hayvanın fiziksel özellikleri büyük tanrılara atfedilirken bazı uygarlıklarda direkt olarak belirli tanrıların habercileri olarak görülürlerdi.

Antik Mısır’da eşek, Seth ile özdeşleştirilmiştir. Seth genellikle bir eşek gibi uzun kulaklı ve sivri burunlu bir başa sahip şekilde betimlenirdi. Kendisinin Antik Mısır’ın erken dönemlerinde nasıl bir tanrı olduğuna dair net bilgiler bulunmasa da bugünkü yaygın kanının aksine pozitif özelliklere sahip bir tanrı olduğunu söylemek mümkün. Öyle ki, Ra ve Apep’in mücadelesini anlatan hikayede, Ra’nın Apep’i yenmesinden yardım etmiş ve Ra’nın kayığını sürerek onun yeraltından çıkmasını, yeni bir günün doğmasını sağlamıştır. Yeni Krallık döneminin gelmesiyle birlikte, Set “şeytanlaştırılmıştır”. Zamanla, Antik Mısır’ın ana akım inancında, merkezi tanrılara düşman bir konumda olduğu düşüncesi yaygın hale gelmiştir. Yıkım, fırtına, savaş, düzensizlik gibi negatif özellikler kendisine atfedilmiştir. Özellikle Karanlık Çağ’ın adım adım yaklaşması ve tek tanrıcı dinlerin yönetici konuma gelmesiyle birlikte, merkezi din yönetimlerinin düşman olarak belirlediği tanrılardan biri haline gelmiştir. Bizim bu başlıktaki ana konumuzla bağlantılı olarak, kendisinin düşmanlaştırılması, aynı zamanda bir hayvan olan eşeğin hor görülmesi ile eşzamanlı ilerlemiştir.
Karanlık Çağ’ın başlaması ve Kötü Tanrı’nın zihniyetinin insanların kültüründe gittikçe daha fazla yer bulması ile, bir zamanlar insanların büyük yolları katederken yanında bulunan ve onların yüklerini taşıyan eşek, aşağılamanın ortak bir formu olmuştur. Özellikle erken Hristiyanlık döneminde, Roma İmparatorluğu’nda Yahudiler ve Yahudi Hristiyanlar “eşek tapınımı” ile suçlanmıştır. Bu insanların altından bir eşek başına taptıkları iddia edilmiştir. Bununla benzer bir odakla, Eski Ahit’te eşeğin küçümseyici bir anlamda kullanıldığını eklemek de mümkün. Özellikle orta çağda bu suçlamalar tersine dönmüş, Kilise tarafından eşek sembolü, o zamana kadar üzerine yüklenmiş aşağılayıcı anlamlarıyla birlikte, paganlara atfedilmiştir. Bazı kimseler tarafından, sembolik olarak, hayvana Kilise’nin yedi ölümcül günahından şehvet günahı bile atfedilmiştir.
Modern döneme kadar gelen süreçte eşek aşağılama için kullanılan bir sembol olmayı sürdürmüştür. Modern sanatta, Francisco Goya gravürlerinde eşeği ya da “eşekleştirmeyi” ironik bir anlatım tarzı eşliğinde sistem ve yönetim eleştirilerinde kullanmıştır. Bu açıdan, Goya’nın döneminde ve ardından gelecek süreçte, eşeğin bir sembol olarak eleştirel anlatımda bir araç haline geldiğini söylemek de mümkündür. Ancak ne olursa olsun, bu hayvan günümüzde halen insanlar tarafından bir sembol olarak aşağılama ve hakaret için kullanılmaktadır.
Timsah
Timsah, Afrika, Asya, Avustralya ve Amerika kıtalarının tropik iklimli ve sulak bölgelerinde yaşayan, yarı sucul bir canlıdır. İnsanlarla etkileşimi de insanların bu sulak bölgelere yerleşim yerleri kurması ile gerçekleşmiştir. Avlanma ve beslenme biçimleri, yaşam alanları ve koşulları, farklı insan kültürlerinde farklı şekillerde incelenmiştir.
Antik Mısır’da Timsah, Nil’in en tehlikeli yaratıklarından biri olarak, Antik Mısır’ın en eski tanrılarından olan Sobek ile ilişkilendirilmiştir. Sobek, Nil’in yırtıcı timsahlarının kafasına sahip, insansı bir figür olarak tasvir edilirdi. O, firavun gücünü, bereketi ve askeri kuvveti temsil ederdi. Daha erken dönemde ise ölüm ve defin ritüelleri ile ilgilenmekteydi. Orta Krallık döneminden itibaren, Osiris, İsis ve Horus’un paradigmasının merkezi konuma gelmesi ile, Osiris’in parçalarını birleştiren şifacı ve koruyucu bir tanrı olarak halk hikayelerinde ön plana çıkmıştır. Bazı anlatılarda ise Feyyum’da yaşayan timsahların koruyucu tanrısı olduğundan bahsedilir. Yöneticiler Sobek’ten meşruiyet kazanmak için onun adına törenler düzenlerdi ve adaklar adardı.

Antik Mısır’da merkezi sembolü olarak timsaha odaklanan bir varlık daha bulunmaktaydı: Ammit. Kendisine dair en erken kayıtlar Orta Krallık dönemine uzansa da Yeni Krallık döneminde kendisine olan inanç daha belirgin bir hale gelmiştir. Bu varlığın Ma’at’ta tartılan ruhlardan diğer aleme geçmeye layık olmayanları yuttuğuna inanılırdı. Bedeni, Antik Mısır halkının korktuğu farklı canlıların birleşimi olarak tasvir edilirdi. Kafası bir timsahınkinden, bedeninin üstü bir aslanınkinden, kalçasından aşağısı ise bir hipopotamın bedeninden oluşmaktaydı.
“Timsah gözyaşları” deyimi ise Geç Antik Çağ dönemin popülerleşmeye başlamış, Orta Çağ ve ondan sonra gelen dönemlerde yaygın olarak kullanılan bir deyim haline gelmiştir. Bu dönemde insanların arasında Kötü Tanrı’nın anlayışının yerleşmeye başlaması ile birlikte doğa ve hayvanlar eski kutsaliyetini kaybetmeye başlamıştır. Timsah da ikiyüzlülüğün ve kurnazlığın bir sembolü halini almıştır. Yaygınlaşan bu deyim de bunun bir sonucudur. Timsahların avlarını yakaladıktan sonra bu avlarını yerken kendiliğinden gözyaşı dökmelerini kurnaz bir kimsenin bir kişinin arkasından iş çevirdikten sonra işin içinden sıyrılmak için sahte bir duygu gösterisi sunması ile ilişkilendirmişlerdir.
Akrep
Akrep çoğunlukla çöl ikliminde yaşayan ancak zaman içinde neredeyse tüm iklimlere adapte olmuş bir örümceğimsidir. Sınıfdaşlarından kuyruklarında bulunan zehirli iğneleri ile ayrılırlar. Bu iğnelerde bulunan zehirler avlarını yahut olası avcıları etkisiz hale getirmek için özelleşmiştir. Kendilerini korumaya odaklı doğaları insanlarla olan ilişkilerinde de kilit bir nokta olmuştur. Akrepler ile karşılaşmış her kültür, onun bu doğasını kendi anlayışına göre yorumlamıştır.
İşhara, antik zamanlarda, günümüz Suriye’sinin kuzey taraflarında tapınılan akrep tanrıçadır. Bazı kaynaklar kendisini evlilik bağının tanrıçası olarak adlandırsa da evlilikten öte bir bağ ile ilgili olduğunu da söyleyenler bulunur. Bununla birlikte, kendisine atfedilen özelliklerin kapsamı göze alındığında, bir bereket tanrıçası olduğunu ve tapınımının daha eskilere dayandığını söylemek de mümkündür. Daha sonraları edilen yeminleri ile ilgili bir tanrıça haline gelmiştir.
Antik Mezopotamya taraflarında anlatılan hikayelerdeki ortak figürlerden birisi akrep insanlardır. Enuma Eliş ve Gılgamış Destanı gibi hikayelerde de yer almışlardır. Bu varlıklar bir insanın kafasına, gövdesine ve kollarına ve bir akrebin bedeni ve kuyruğuna sahip şekilde resmedilirdi. Enuma Eliş’te Tiamat’ın tanrılara karşı savaşmak için yarattığı savaşçılarken Gılgamış Destanı’nda güneşin her gece geçtiği tüneli koruyan gardiyanlar olarak rol oynamışlardır.
Hindu inancında akrep talihsizlik ile ilişkilendirilmiştir. Aynı zamanda bir yandan acı ve sınavın sembolü, diğer yandan da arınma ve dönüşümün aracı olarak görülür. Ani sokmasıyla bir insanı anında öldürebilmesi, onu ölüm ve adalet tanrısı olan Yama’nın bir yardımcısı olarak konumlandırır. Bu yüzden akrebe “ölümün eli” de denmiştir. Bazı geleneklerde akrep, şehvetin ve arzu zehrinin sembolüdür. Akrep sokmasının verdiği acı, arzulara esir olmanın bedeli olarak yorumlanmıştır. Bu yüzden akrep, bir Tanrıça olan Shakti’nin ayaklarının altında ezilen hayvan olarak tasvir edilir. Hindistan’ın Güney Karnataka bölgesinde tapınılan Chelamma, “Akrep Tanrıçası” olarak bilinir ve genellikle Kolar kentindeki tantrik tanrıça Kolaramma (Durga) ile birlikte tapılır. Halk inancına göre Chelamma, kendisine dua edenleri akrep sokmalarına karşı korur. Tapınağında, yaklaşık bin yıldır insanların adak ve armağanlarını bıraktığı, ancak hiç açılamamış eski bir hundi (sunak çukuru) bulunmaktadır. Efsanelere göre bu hundinin içinde değerli taşlar ve altın sikkeler saklıdır.
Batı Afrika kültürlerinde altından akrep şeklinde mücevherler üretilirdi. Bu mücevherler yöneticilik sembollerinden biriydi. Toprakları yöneten liderin azametini, gücünü ve yönetme becerisini gösterirdi.

Serket, Antik Mısır’da, başında akrep taşıyan bir kadın biçiminde resmedilen, hem ölümcül hem de koruyucu doğasıyla dikkat çeken tanrıçadır. İsminin anlamı “nefesi kesmek” ya da “nefesi korumak” olup, zehirin hem öldürücü hem şifalı yönünü simgeler. Akrep sokmalarına, yılan ısırıklarına ve kötü ruhlara karşı koruyucu kabul edilmiş; ölülerin mumyalanma sürecinde organları koruyan tanrılardan Qebehsenuef’in hamisi olarak ölenlerin nefesini, yani yaşam gücünü koruduğuna inanılmıştır. İsis, Neftis ve Neith’le birlikte ölüleri koruyan dört büyük tanrıçadan biridir. Tapınımı özellikle Delta bölgesinde görülür; doğum yapan kadınlar, şifacılar ve rahipler tarafından çağrılırdı. Serket, Mısır düşüncesindeki ikili doğa anlayışını, ölüm ve yaşam, zehir ve şifa, yok oluş ve yeniden doğuş arasındaki geçişi temsil eder.
Astrolojide su grubundan bir burç olan Akrep geleneksel olarak yıkıcılığı ve yeniden doğuşu temsil eder. Doğası sebebiyle manipülasyon, kıskançlık, ihanet, kontrol arzusu gibi toplumca istenmeyecek davranışlara yönelimi olsa da yine aynı doğası sayesinde bu yönelimlerine üstün gelebilecek güce de sahiptir. Batı ezoterizminde, akrebin bazı türlerinde gözlemlenen, kendini korumak üzere evrimleşmiş olan kuyruklarını kaçınılmaz tehlike anlarında kendilerine batırma davranışları odak bir noktadadır. Bu sebeple akrep, yeniden doğuşun bir simgesi olarak üç evrede olgunlaşır: akrep, kartal ve anka kuşu. İlk evre olan akrep kıskanç, saldırgan, kendi önünü göremeyen bir haldedir. İkinci evresi olan kartal sezgi becerisini güçlendirmiş ve yönlendirmeyi öğrenebilmiştir ki bu şekilde ilk evrenin tabi olduğu duygusal yoğunluk akışından kurtulabilmiştir. Son evre ise kartalın ölüp yeniden doğmasıyla ortaya çıkan anka kuşudur. Bu son evre, akrebin sahip olduğu materyal ve kartalın sahip olduğu spiritüel odağın dengesini bulmuştur.
Hipopotam
Antik Mısır’da hipopotam, iki şekilde ele alınır: bir yandan doğurganlık ve doğumun koruyucu yönünü, öte yandan doğal dünyanın yıkıcı ve kaotik tarafını simgeler. Tanrıça Taweret, genellikle hipopotam gövdesi, aslan pençeleri ve timsah kuyruğu gibi yapılarla betimlenir. Taweret, hamile kadınları ve yeni doğanları koruyan şefkatli bir tanrıça olarak kabul edilmiş ve halk inancında doğumla ilgili sorunlara karşı koruyucu bir nitelikle yer almıştır. Buna karşılık, erkek hipopotamlar Nil kıyılarında tehlike ve yıkım kaynağı olarak görülmüş, şiddetli davranışları ve nehri tehdit etme potansiyelleri nedeniyle kaos tanrısı Seth ile ilişkilendirilmişlerdir. Firavunlar bile bu sembolden korkardı çünkü Seth, hipopotam kılığına girip Osiris’i parçalayan kaotik enerjiyi simgeliyordu. Özetle, hipopotam hem anneliğin koruyucu yönünü hem de doğanın yıkıcı, kaotik tarafını içinde barındıran güçlü bir semboldür. Dişil enerjinin hem şefkat hem de öfke biçimindeki iki yönünü aynı anda temsil eder; bu yönüyle mitolojide doğanın çift kutuplu gücünün simgesi haline gelmiştir.
Çakal
Çakallar Avrasya ve Afrika’ya özgü hayvanlardır. Bilimsel araştırmalar sürdürüldükçe birbirinden farklı türler keşfedilmiş olsa da bugün çakal denince insanların aklına siyah sırtlı çakal, çizgili çakal yahut altın çakal gelmekle birlikte, bugün Afrika Kurdu olarak bilinen hayvan türü de çakalgillerden kabul edilmekteydi. Bu açıdan, Afrika Kurdu adlı hayvan ve çakallar, yaşam alanı olan bölgelerdeki davranışları ile birçok mitolojiye konu olmuştur.
Antik Mısır’da çakallar, Anubis’in habercileri olarak bilinirdi. Bu atfın nedeni Antik Mısır bölgesinde yaşayan çakalların terkedilmiş kasabaların ve mezar bölgelerinin yakınlarında yaşamalarıydı. Bu atıfı yapan Antik Mısır halkı, inanışlarındaki yeraltı dünyasının ilk efendisi olan Anubis’in, mezarları ve ölüleri korumak için çakallarını gönderdiğine inanırdı. Bu nedenle çakallar kutsal hayvanlar ve iyiye işaret olarak görülmekteydi. Anubis de bununla bağlantılı şekilde köpek yahut çakal başlı tanrı olarak bilinirdi.

İncil’de ise çakal, farklı hikayelerde, İsa’nın bulunmadığı yerlerdeki kutsaliyet noksanlığını temsil eder. Çakalların yoğun olduğu, mesken edindiği bölgeler, Rab’bin iradesinden uzak, ona olan inancın az olduğu bölgelerdir. Bunun, çakalların beslenme faaliyetleri ve terk edilmiş kasabaların civarını mesken edinme davranışlarıyla ilgili olduğunu söylemek mümkündür.
Teistik Satanizm hakkında daha çok bilgi almak için diğer yazılarımızı ve kitaplarımızı okuyabilirsiniz. İletişim sayfasından sorularınızı direkt olarak sorabileceğiniz Discord sunucularımıza katılmanızı tavsiye ederiz. Sorularınızı sorup cevabını sıradaki soru-cevap yazısında görmek için soru formunu kullanabilirsiniz. Sitemizdeki yazılardan paylaşıldığı an haberdar olmak için Instagram sayfamızı takip edebilir ve e-posta sistemimize abone olabilirsiniz. İyi araştırmalar.




