Bu yazımızda İslam dini/mitolojisi bakımından cinlere, toplumdaki cin inanışına, cin çağırma ritüellerine, cin musallatına ve bunların farklı toplumlardaki tezahürlerine bir seçkinin perspektifinden bakış atacağız. Her ne kadar bu konu Teistik Satanizm öğretisi bakımından semavi dinlere kıyasla majikal anlayış farkı/gelişmişliği sebebiyle farklı bir biçimlerde ele alınsa da, yaşadığımız toplum içerisinde ilgili konu öyle veya böyle bir yer edinmiş ve karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple bu konu üzerine birkaç paragraf yazmanın da yararlı olacağını düşünüyoruz.
Etimolojik olarak cin kelimesi, Arapça “örtmek”, “gizlemek” veya “saklamak” anlama gelen cenne (جنّ) kökünden türetilmiştir. Bu kökten türetilen cinn sözcüğü; duyu organlarıyla algılanamayan, gözle görülmeyen, duyulardan saklı ve örtülü olan varlıklar anlamını taşır. Bölgeden bölgeye değişiklik göstermekle birlikte cinler, Arap paganizminde doğa ruhlarına, iyi ya da kötü huylu, insanlarla etkileşime giren ya da girmeyen varlıklara verilen bir isimdi. İslam’ın tarih anlatısının ve tarih boyunca Arap paganizmine dair kaynakların/bilgilerin Kötü Tanrı eliyle yok edilmesi sebebiyle İslam öncesi Arap tarihine dair bilgilerimiz sınırlı olsa da bazı bölgelerin, coğrafyaların, şehirlerin, ormanların, dağların, yani dünyevi ve doğal oluşumların tanrılarına da “cin” ismi verildiğini bilmekteyiz. İslam ile birlikte, birçok şey gibi, bu kavramın sunduğu çeşitlilik de arka planda bırakılmış ve yeni bir anlayış kazandırılmıştır.
İslam mitolojisine göre cinler, Kötü Tanrı’nın insandan önce yarattığı, insan gibi bilince ve farkındalığa sahip varlıklardır. İnsan çamurdan yaratılmışken cinler ateşten yaratılmıştır. İnsan gibi düşünebilen, iradeye ve bir inanca sahip varlıklardır. İslam’ın anlatısına göre, Müslüman, “iyi huylu” ve zaman zaman insanlara yardım eden cinlerle birlikte pagan, “kötü huylu” ve insanların kötülüğünü isteyen cinler de bulunmaktadır. Esasen tüm bu yalan dolu anlatı, geçmiş inanışların, Antik Paganizm’in ve gerçeğin üzerini örtmek için uydurulmuş bir düzmeceden ibarettir. Çünkü bu iddialar, semavi dinlerin kendilerinden önceki pagan kültürlerin doğaüstü varlık inanışlarını ve majikal kültürlerini yok etmek, onları kendi dini sistemlerine uydurarak asimile etme çabasının bir ürünüdür. Semavi dinlerin uyguladığı bu asimilasyonunun birçok kısmına başka yazılarımızda değinmiştik. Yeri gelmişken, Allah’ın 99 isminin esasen Mekke’deki diğer Pagan tanrılarının vasıflarının birer kopyası, daha doğrusu çalıntısı olduğunu söylemekte de fayda vardır. Daha fazla bilgi için Uyanış kitabının “Allah’ın Kızları” başlığını okuyabilirsiniz.
İslam’da Cin İnanışı

Önceki yazılarımızdan da bildiğiniz gibi, Kötü Tanrı, Kilise’nin öğretisini yayarken yaptığı birçok hatadan ders çıkarmış ve İslam’ın bazı önemli politikalarını bu aldığı derslere göre düzenlemiştir. Bunlardan birisi, Kilise’nin “şeytanlaştırma” politikasıdır. Kötü Tanrı, özellikle Arap Yarımadası’nda etki alanını genişletmesiyle birlikte, “Putperestlik Yalanı” yazımızda değindiğimiz üzere, hiç geciktirmeden Arap tanrılarına ve paganlara savaş açmış ve bu savaşı ilk ortaya çıktığı dönemde inancının merkezi bir politikası haline getirmiştir. Bu savaşın bir tezahürü olarak, özellikle büyük kesimlerin tanrı inancına “put tapımı”, daha az sayıda insanın takip ettiği, bölgesel tanrılara ise “cin” denmiştir. Tarih anlatılarına göre, bu insan grupları, birtakım cinler tarafından kandırılmış, Allah’ın yolundan saptırılmış ve kendilerine tapmaya ikna edilmiştir; ancak aslında bu “cinler” de Allah tarafından yaratılmış varlıklardır ve yine Allah’ın iradesi altındadır. Bu şekilde bu toplumlar da İslam anlatısına bir çeşit düşman, daha doğrusu “kafirler” olarak eklenmiştir. İslam’ın savaşarak yayıldığı coğrafyalarda yerleşik hale gelmesinin ardından bu coğrafyaların tanrı inanışları da bu politikaya dahil edilmiştir.
Bir başka açıdan bu bilgi kirliliği ve asimilasyon, bugün günlük dilde kullanılan anlamıyla, yayıldığı coğrafyaların spiritüel inanışlarına da etki etmiş; gözle görülemeyen, “spiritüel açıdan etkileşime geçilebilecek” tüm varlıklara “cin” denmiştir. Bu durum, Kötü Tanrı’nın büyü öğretilerine ve insan medeniyetinin majikal gelişimine karşı olan savaşının bir tezahürüdür. Tarihsel açıdan o döneme kadar geliştirilmiş olan tüm spiritüel inanışlar, çalışmalar, büyüler ve öğretiler, Kötü Tanrı’nın buyruğu altında bir kenara atılmış ve bu çalışmalar yoluyla etkileşime geçilebilen, bir bilinç sahibi olan ya da olmayan tüm varlıklar “cin” kelimesine indirgenmiştir. Bu anlatının dayatıldığı gelecek jenerasyonlar da Antik dinler ve bilgeliğe “cin uydurması” denilerek ve başka birçok dini, ahlaki ve materyal engel konularak majikal öğretilerden uzak tutulmuştur.
Farklı Kültürler
Yazımız boyunca cinlerin İslam dininde ele alınış biçimini incelemiş olsak da benzer varlıkların farklı dinler içinde yer etmiş olduğunu da rahatlıkla gözlemleyebiliriz. Semavi dinler yayılım ve kültürel asimilasyon konusunda her daim benzer anlatıları ve yöntemleri izlemiştir. Yahudilikte “şedim” (שֵׁדִים), yabancı insanların tanrıları için kullanılan bir ifadedir. Aynı zamanda YHVH’nin sahiplendiği toplumun, düşman olarak görmesi gereken tanrıları (ve doğal olarak toplumları) belirlemek için de kullanılmaktadır. Benzer şekilde “demon” ifadesi daha geniş bir anlam çerçevesiyle Hristiyanlıkta kullanılmaktadır. Bu ifade başta şedim inancına benzer şekilde, pagan tanrılarını düşmanlaştırmak adına kullanılmış olsa da zaman içinde cin kelimesi gibi, gözle görülemeyen ancak etkileşime girilebilen, kötülük atfedilmiş olan varlıklar için de kullanılmaya başlanmıştır. Bu ifadeye ve “demon” adının atfedilmiş olduğu tanrılarımıza dair daha fazla bilgi için Demon Nedir? başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.
Semavi dinler dışında da farklı kültürlerde, daha geniş anlam yelpazesine sahip, benzer olgulara işaret eden ifadeler görebilmek mümkündür. Özellikle antik inanışlarda, insanların hem pratik hem de kültürel olarak majiyle daha iç içe olduğu zamanlarda, bu varlıkların daha kapsamlı incelendiğini, çoğu zaman mitolojilerde, efsanelerde, halk hikayelerinde yer ettiğini söyleyebiliriz. Bu hikayeler üzerinde toplumların psikolojik ve sosyolojik yapısı, teknolojik gelişmişliği gibi etkenler bulunsa da gerçek anlamda “varlıklarından” söz edebildiğimiz spiritüel varlıkların, öğretilerin ve gerçek büyücülerin (majisyenlerin) de etkisi olmuştur.

Cin Çağırmak Gerçekten Mümkün Müdür?
Bu başlığa kadar vermiş olduğumuz bilgilerin ışığında, öncelikle bu soru ile kastedilenin ne olduğunu anlamamız gerekir.
İnternet üzerinde ve halk arasında dolaşan cin çağırma ritüellerinin neredeyse tamamı, majikal bir temele sahip değildir. Bazıları semavi din kültürlerinin, bazıları popüler kültür veya korku kültürünün, bazıları ise modern okültizmden etkilenerek oluşturulmuş rastgele uygulamalardır. Bunları uygulayan insanların büyük çoğunluğu hiçbir sonuç alamaz, zaten herhangi bir majikal çalışmadan sonuç almak için de kişinin öncelikle “bir sonucu” alabilecek, idrak edebilecek bir eğitim, bilgi ve yeterliliğe sahip olması gerekmektedir.
Bununla birlikte bazı insanlar, özellikle de bir önceki paragrafta bahsettiğimiz “yeterlilik” konusundan bihaber olan ve büyüyü, majiyi gerçek bir bilim ve sanat olarak değil; akşam eğlencesi olarak gören insanlar, bu tür çalışmalar esnasında birtakım deneyimler yaşadığından sıklıkla söz etmektedir. Bunların çok büyük bir kısmının bilinç durumunun değişmesi, duygular, beklenti ve telkin gibi psikolojik etkenlere bağlı olarak yaşandığını söyleyebiliriz. Görece küçük bir kısmının ise kişinin farkında olmadan bazı düşük seviyeli spiritüel, parazitik varlıkların etkisine açık hale gelmesiyle yaşandığını söylemek, daha doğrusu tahmin etmek mümkündür. Ancak bu durum, halk arasında anlatıldığı şekliyle “cin çağırmak” anlamına gelmez. Bu konuya birazdan değineceğiz, bundan önce konuya dair başka bir açıklama yapmak gerekmektedir.
Majikal uygulamalar yoluyla kendi boyutumuz haricinde bulunan varlıklarla ilgili çalışmalar gerçekleştirmek elbette mümkündür. Genel anlamıyla bu tipte uygulamalardan “varlık çalışmaları” adıyla bahsederiz. Bu çalışmaların türleri, çağırma (invokasyon), hükmetme (evokasyon), kovma, egzorsizm, anlaşma gibi başlıklar ile birbirlerinden ayrılmaktadır. Teorik olarak birkaç örnek vermek gerekirse, bu çalışmalar yoluyla bizden daha düşük seviyeli varlıklara hükmedebilmekle birlikte, tanrı davetleri yoluyla bizden çok daha üstün varlıklar olan Tanrılarımız ile dahi iletişim kurmamız mümkündür. Esasında bir seçkinin Efendi Şeytan ile iletişim kurması için öyle “büyük” ritüeller gerçekleştirmesine veyahut majikal çalışmaların aksine uygulayabilmek için gerçek bir eğitim almasına falan gerek yoktur. Efendi Şeytan’ın Ayetler Kitabı’nda bahsettiği üzere, bu iletişimi kurmak için Anma Ritüeli gibi kolay uygulanabilecek bir ritüel bile fazlasıyla yeterlidir.
Gerçek majikal çalışmalar, halk arasında anlatılan cin çağırma hikayeleri ile karıştırılmamalıdır. Maji; bilgi, disiplin ve uzun süreli eğitim gerektiren ciddi bir bilim ve sanattır. İnternetten bulunan birkaç sembol, okunacak birkaç söz ya da dua veyahut korku filmlerinden öğrenilen ritüellerle bu tip çalışmaların gerçekleştirilebileceği düşüncesi gerçekçi değildir. Kendilerinin “cinci hoca”, “hüddam” veya “büyücü” olduğunu iddia eden birtakım kimseler -tıpkı tanrıları gibi- ekseriyetle insanların inançlarından ve çaresizliklerinden yararlanarak onları sömürmeye çalışan yalancılardır. Güvenliğiniz ve refahınız için bu gibi kimselerin iddialarına ve vaadlerine itibar etmemenizi tavsiye ederiz.
Cin Musallatı Gerçek Midir?
Toplumumuzda cinler hakkındaki en yaygın görüşlerden biri ise “cin musallatı”dır. Açıklanamayan psikolojik rahatsızlıklar, ani kişilik değişimleri, korku nöbetleri, uyku felci, halüsinasyonlar veya talihsizlikler toplumun belli kesimleri tarafından cinlere bağlanmaktadır. Akabinde insanlar çözümü “cinci hocalar”da, muskalarda veya uydurma ritüellerde aramaktadır. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, insanların yaşadığı her olağan dışı deneyimi tek bir sebeple açıklamak mümkün değildir. Günümüzde “cin musallatı” olarak yorumlanan birçok durumun altında psikolojik veya nörolojik rahatsızlıklar da bulunabilmektedir. Özellikle yoğun korku, travma, telkin ve kültürel şartlanmalar, insanların yaşadıkları deneyimleri doğrudan cin inancıyla yorumlamalarına neden olabilmektedir.
Bununla birlikte, öğretimiz açısından, insanların spiritüel varlıklarla etkileşime geçebilmesinin mümkün olduğunu belirtmiştik. Bu etkileşimler sonucu, insan, iradesi dahilinde ya da dışında, parazitik varlıkların etkisi altına girebilir. Her canlının yaşamını sürdürebilmek için besine ihtiyacı olması gerekmesi gibi, bu varlıkların da besin olarak belli türlerde enerjiye ihtiyacı bulunmaktadır. Birçok enerji türünü farkında olarak ya da olmadan, duyguları, düşünceleri, aksiyonları, hayalleri ile sentezleyebilen insan türü ise bu türden varlıkların ilgisini çekebilmektedir. Yanlış ve bilinçsizce gerçekleştirilen çalışmaların, internetten bulunan sahte uygulamaların bir sonucu olarak insan, bu tip varlıkların etkisi altına pekala girebilir. Nitekim bahsettiğimiz gibi, bu parazitik varlığın beslenebileceği türden, çoğunlukla negatif enerji türlerini salgılayacak davranışlarda bulunabilir, düşüncelere, duygulara sahip olabilir. Buradaki ana kıstas, Efendi Şeytan’ın her daim öğütlediği gibi, bilimden ve akılcılıktan şaşmamak, gerek olduğunda ise yine bir bilim ve sanat olarak ele aldığımız majiden hem fiziksel hem de spiritüel olarak yararlanmaktır. Bu ise yalnızca gelişim ile mümkündür.
Ayetler Kitabı, VIII. Bölüm
15. Ben, Ruh’unuzu Arındıracak Olan ve size Ruhsal Güç’ler Verecek Olanım. Benim, sizdeki Enerji’yi Açığa Çıkartan. Benim, bugün Büyü Denilen’i, yarının, herkes için olan Bilim Yapacak Olan. Tapınımınız ve övgünüz, bana olmalı daima.
Teistik Satanizm hakkında daha çok bilgi almak için diğer yazılarımızı ve kitaplarımızı okuyabilirsiniz. İletişim sayfasından sorularınızı direkt olarak sorabileceğiniz Discord sunucularımıza katılmanızı tavsiye ederiz. Sorularınızı sorup cevabını sıradaki soru-cevap yazısında görmek için soru formunu kullanabilirsiniz. Sitemizdeki yazılardan paylaşıldığı an haberdar olmak için Instagram sayfamızı takip edebilir ve e-posta sistemimize abone olabilirsiniz. İyi araştırmalar.




