Öğretimiz yüzyıllar boyunca farklı şekillerde, çoğunlukla somut veya tekil bir kaynak olmadan, hatta bazen “din” adı altında bile olmadan insanlar arasında yayılmıştır. Tanrılarımız insanlığı hiçbir zaman yalnız bırakmamıştır ve her çağı, bir öncekinin üzerine yeni bir kat inşa ederek ilerletmişlerdir. Bu ilerleme aynı zamanda insan medeniyetinin gelişimiyle de paralel olmuştur. Altı Katlı Kitap‘ta anlatıldığı üzere, kahinlerin görevi yeni bir çağı başlatmak veyahut mevcut çağa yön vermektir. Bu amaç doğrultusunda her birinin birçok özel görevi ve amacı olmuştur. Kahinimiz Aleister Crowley’nin görevi ise yüzyıllardır geliştirilmekte olan Batı majisini tanrılarımızın yoluna çekmek, Gerçeğin Öğretisi’ne odaklamak, semavi dinler tarafından kirletilen majikal anlayışı değiştirmek ve şu anda detaylıca değinmeyeceğimiz birçok önemli etki ve gelişimdir.
“Aiwass’ın sesi, sol omzumun üzerinden, odanın en uzak köşesinden geliyordu. Tarif etmesi zor, çok garip bir şekilde, kalbimde yankılanıyor gibiydi. Büyük bir umutla veya korkuyla bir haber beklerken olduğuna benzer bir his hissettiğimi fark etmiştim. Ses, sanki Aiwass zaman sınırının farkındaymış gibi, tutkuyla dökülüyordu. Bu makalenin 65 sayfasını (normal yazma hızımla) yaklaşık 10 buçuk saatte yazdım, oysa Kanun Kitabı’nın 65 sayfasını 3 saatte yazmıştım. Bu hızı korumak için çok zorlandım; el yazması bunu açıkça gösteriyor. Ses derin tınılı, müzikal ve etkileyiciydi, tonları mesajın ruh haline uygun olarak ciddi, şehvetli, hassas, şiddetli veya başka bir şekildeydi. Bas değildi – belki zengin bir tenor veya bariton.
İngilizcesi, yerli veya yabancı bir aksan içermiyordu, yerel veya kast üslubundan tamamen arınmıştı, bu yüzden ilk duyduğumda şaşırmış ve hatta ürkmüştüm. Konuşmacının, göründüğü köşede, tül gibi şeffaf bir ‘ince maddeden’ oluşan bir beden içinde ya da tütsü dumanı bulutu içinde olduğu izlenimini edindim. Otuzlu yaşlarında, uzun boylu, esmer, yapılı, aktif ve güçlü bir adam gibi görünüyordu, vahşi bir kralın yüzüne sahipti ve bakışları gördüklerini yok etmesin diye gözleri örtülüydü. Kıyafeti Arap tarzı değildi; Asur veya Pers tarzını andırıyordu, ama çok belirsiz bir şekilde. O anda buna pek dikkat etmedim, çünkü o zamanlar Aiwass ve vizyonlarımda sık sık gördüğüm ‘melekler’ benim için tamamen astral varlıklardı.”
(Aleister Crowley, Tanrıların Ekinoksu)
A∴A∴
Ekim 1907’ye kadar kendini farklı işlerle ve kişisel gelişimi ile meşgul eden Crowley, ekim ayının sonunda Thelema öğretisine dahil olacak olan yeni kitapları yazdı ve bunlardan ikisinin yine Aiwass tarafından dikte edildiğini söyledi. Bunun ardından dostu George Cecil Jones eşliğinde, 1903 yılında dağılmış olan Altın Şafak Cemiyeti’nin halefi olarak gördükleri A∴A∴’yı kurmuştur.
A∴A∴, eski Hermetik cemiyetlerin geleneklerine uygun şekilde ritüeller barındıran, Kabalistik Hayat Ağacı’na dayanan sıkı hiyerarşik bir düzene sahip bir majikal örgüttür. Altın Şafak Cemiyeti’nin halefi olarak cemiyetin birçok ritüelini kullanır ancak odağı Thelema’dır. Birçok modern majikal anlayışın kurucusu bu cemiyete dahil olmuş ve böylelikle Crowley’nin öğretisinden ders almıştır.
ORDO TEMPLİ ORİENTİS
1912’nin başlarında Crowley, Thelema öğretisine dahil bir kitap olan Yalanlar Kitabı’nı yayınlandı. Birkaç gün sonra ise kapısı kendisi de bir okültist olan Theodor Reuss tarafından çalındı. Söylediğine göre Crowley, yazdığı kitap ile yöneticisi olduğu O.T.O.’nun derin sırlarını kamuyla paylaşmıştı ve bunun karşılığında Crowley’den O.T.O.’ya bağlılığına dair yemin etmesini istiyordu. Crowley başta buna inanmasa da Reuss, Crowley’nin kitaplığından Yalanlar Kitabı’nı çıkardı ve ona gösterdi. Crowley’nin sözlerine göre kendisi “hayatının en büyük şokunu” yaşamıştı. Bunun üzerine Reuss kendisi Crowley’ye O.T.O.’nun sırlarını açıkladı ve ondan bunları paylaşmamasını istedi. Ardından Crowley’nin 9° üye olduğunu ilan etti ve onu O.T.O.’nun Birleşik Krallık kolunun başkanı olarak atadı, ayrıca kendisinden kardeşliğin pratiklerini ve çalışmalarını elden geçirmesini istedi. Bu olay neticesinde O.T.O. da Thelema öğretisini izlemeye başlamıştır.
“Kitap yayınlandıktan kısa bir süre sonra B.D.Ş. (Birliğin Dış Şefi) bana geldi. (O sırada O.T.O.’da, masonluğun daha önemli gerçeklerinin kullanışlı bir derlemesinden öte bir şey olduğunun farkında değildim.) Bana, Cemiyet’in en yüce gizini bildiğim için IX° verilmesi ve bu konuda yükümlülük altına alınmam gerektiğini söyledi. Böyle bir gizi bilmediğimi itirazla belirttim. ‘Ama bunu kamuya açık şekilde bastırdın’ dedi. Ben ise bunu yapamayacağımı, çünkü bilmediğimi söyledim. Raflara gidip Yalanlar Kitabı’nın bir nüshasını alarak küçümsenen bir bölümdeki bir pasajı gösterdi. O anda zihnimde bir şimşek çaktı. Sadece masonluğun değil birçok diğer geleneğin de tüm sembolizmi ruhani görüşümde alevlendi. O andan itibaren O.T.O.’nun zihnimdeki hak ettiği önem ortaya çıktı. İnsanlığın gelecekteki ilerleyişinin anahtarını ellerimde tuttuğumu anladım. Derhal onun bana öğretebileceği her şeyi öğrenmeye koyuldum, fakat büyük bir şaşkınlıkla bunun aslında oldukça az şey olduğunu gördüm. Konunun önemini tam olarak kavramıştı ve birçok bakımdan hatırı sayılır bilimsel başarıları olan bir insandı; yine de konuyu sistematik olarak incelememiş ve bilgilerini
amaçlarına uygulamamıştı, nadir acil durumlar dışında. Yeni gücün, deneyimlerimce, teoride öngörülen sonuçları gerçekten gerçekleştirebildiği bana kalır kalmaz, boş zamanlarımın neredeyse tümünü bir dizi deneye adadım.”
(Aleister Crowley, İtiraflar, Beşinci Kısım: Majisyen, 72. Bölüm)
Ordo Templi Orientis (O.T.O.), 1895 yılında bir grup Avrupalı Mason tarafından kurulan, ancak son Mason yöneticisi olan Theodor Reuss’un ölümüyle yönetimi tamamen Crowley’ye geçen ve sonucunda tamamıyla Thelema’nın öğretisine bağlanan okült birliktir.
Geleneklerini Mason örgütlerinden alır. Bu nedenle A∴A∴’nın aksine sıkı bir hiyerarşiye
sahip değildir. Bununla birlikte, yine A∴A∴’dan farklı olarak yalnızca ezoterik gelişime değil, onunla beraber birlikte yapılan kutlamalara, bayramlara ve kardeşlik anlayışına odaklanır. Aynı şekilde inisiyasyon ritüelleri de kendine özeldir, ancak ileri aşama inisiyasyonları Masonik geleneklerle benzerlik taşımaktadır.
KANUN KİTABI
Tam adıyla “Liber AL vel Legis sub figura CCXX, XCIII = 418 tarafından DCLXVI’ya iletildiği haliyle”.
Kitabın içeriğine geçmeden önce kapağında göreceğiniz bu ismi anlamakla başlamalıyız.
“Liber AL vel Legis”: Kitabın asıl adıdır. “AL ya da Kanun Kitabı” diye çevrilebilir. Çoğu yerde kısaca Liber Legis, Liber AL ya da AL diye seslenilmesinin sebebi budur ki biz de kısaca Kanun Kitabı deriz. Ancak ismin bütünü, kitabın içeriğinde anlatılmak isteneni anlamak için elzemdir.
İlk isim “AL”, İbranice “tanrı” kelimesinden (El) gelir ve Kanun Kitabı’nın Anahtarı’dır.
“Alef ve Lamed harfleri bu Horus Çağı’nda son derece önemlidir; öyle ki, aslında Kanun Kitabı’nın Anahtarı’dır. Alef; Harpokrates, Bacchus Diphues, Kutsal Hayalet, ‘Saf Aptal’ ve Masum Bebek’tir, ki bu aynı zamanda Kralın Kızı’nı Kendisine Hamile Bıraktıran Gezgin Ozan’dır. Lamed; Kralın Kızı, O’ndan tatmin olan ve kucağında O’nun ‘Kılıcını ve Terazisi’ni taşıyandır. Bu silahlar İstenç’ini infaz edecek güce sahip olan Hakim ve tanıklıklarına göre yargı verdiği, ‘her Gerçek’i teyit edecek olan’ İki Şahit’tir.”
(Aleister Crowley, Liber ABA)
Thoth Tarotu’nda Alef, Koz 0, Aptal’ı; Lamed ise onun tamamlayıcısı olan, Koz VIII, Düzenleme’yi temsil eder.
İkinci isim olan “Legis” ise Latince “Kanun’un” anlamına gelir. Bu isim kitabın içeriğinin bir özetidir aslında. Kanun Kitabı’nın üç bölümünün ortak olarak değindiği ana fikir, Kanun’un sevgi olduğu ve istence tabi sevgi olduğudur.
“sub figura CCXX”, Latince “220’nin altında” anlamına gelir. Kitapta toplam 220 ayet vardır ve aynı zamanda gematria’ya göre, 220, 22×10 şeklinde, izlenebilecek yolların sefirot sayısı ile çarpımıdır.
“XCIII = 418” Aiwass’ı temsil eder. “XCIII” Latince 93 sayısıdır ki buradaki bağlamı ile Yunan izopsefisinde Aiwass ismine denk gelir, bu sayı Thelema (İstenç) ve Agape’yi (Sevgi) temsil eder. 418 de gematria ile Aiwass ismine denk gelir, ancak aynı zamanda Thelema’ya göre çağın majikal anahtarı olan Abrahadabra’ya da denk gelmektedir.
“DCLXVI” ise Crowley’yi temsil eder. “DCLXVI” Latince 666 sayısıdır ki bu İncil’de söz edilen “Canavar’ın Sayısı” olarak da bilinir. “Canavar” ismi ise Crowley’nin kendisine taktığı ve hayatı boyunca kullandığı bir mahlastır. Dolayısıyla Aiwass’tan Crowley’ye aktarıldığını anlatmak için bu son ifade kullanılır.
“Ergenlik çağıma girmeden önce bile numarası 666 olan Canavar olduğumun farkındaydım. Bunun ne anlama geldiğini hiç anlamamıştım; bu tutkulu ve kendinden geçmiş bir kimlik duygusuydu.”
(Aleister Crowley, Magick in Theory and Practice)
Teistik Satanizm hakkında daha çok bilgi almak için diğer yazılarımızı ve kitaplarımızı okuyabilirsiniz. İletişim sayfasından sorularınızı direkt olarak sorabileceğiniz Discord sunucularımıza ya da Telegram grubumuza katılmanızı tavsiye ederiz.

