Semavi dinler her daim insanlığın gelişiminin karşısında adeta çelikten bir duvar olmuştur. Bu düşmanlığın etkilerini de farklı alanlarda gözlemleyebiliyoruz. Önceki yazılarımızda semavi dinlerin sanat düşmanlığını incelemiştik, bu yazının konusu ise bilim düşmanlığı olacak.
KÖTÜ TANRI’NIN BİLİM DÜŞMANLIĞININ NEDENLERİ
Bu nedenlere daha önce semavi dinlerin sanat düşmanlığı yazısında değinmiştik, dilerseniz o yazıyı da okuyabilirsiniz. Yine de bu yazıda tekrar edeceğiz.
Kötü Tanrı ve onun dinlerindeki bilim düşmanlığının üç ana sebebi vardır.
BİRİNCİ SEBEP
En önemli sebep, bilimin ve bilimle ilgili davranışların, örneğin merak, şüphe ve sorgulamanın Şeytan ve demonlardan gelmesi, onların etki alanını yayması ve onlara yaklaştırmasıdır. Dolayısıyla herhangi bir insanın, özellikle kullarının, yukarıda saydığımız hareketleri gerçekleştirmesini, dolaylı yoldan da olsa Şeytan’a yardım etmesini istemez Kötü Tanrı.
İKİNCİ SEBEP
İkinci sebep ise bilimle uğraşırken kişinin kendisinden başka bir şeye yoğunlaşamamasıdır. Bu ne demek? Örnek bir senaryo ile anlatalım. Bir semavi din mensubu bir bilim dalı ile uğraşsın, biyoloji diyelim. Semavi din mensubu bilim insanı, çalışmalarına yoğunlaşmışken tanrıyı düşünemez, onu yâd edemez, ululayamaz. Bütün dikkatini ve odağını yaptığı işe vermek zorundadır. Kötü Tanrı insanların kul, köle, kendisine enerji üreten bir tür pil olmasını ister. Bunu Ayetler Kitabı ve Gerçekler Kitabı’nda anlatıldığı üzere biliyoruz. Ancak Kötü Tanrı tarafından istenen bu durumu bir bilim insanı kesinlikle sağlayamaz. Üstüne üstlük kendini geliştirmesi ve bilime katkı sağlaması ile Şeytan ve demonlara yaklaşıp onların etki alanını yayması cabasıdır.
ÜÇÜNCÜ SEBEP
Üçüncü sebep ise bilimsel gelişmelerin aslında onun anlatılarının çelişkilerini açıkça göstermesidir. Günümüzdeki bilim alanlarının buldukları sayesinde Semavi dinlerin kutsal kitaplarında yer alan birçok bilgi ve anlatının doğru olmadığını bilmekteyiz. Bu durum, bilim geliştikçe artar ve tanrının kitaplarının gerçek olmadığı ortaya çıkar.
SONUÇ
Kötü Tanrı bilim insanlarına sanatçılardan bile daha baskıcı, daha otoriter ve daha zalim yaklaşmıştır. Bunun sebebi esasında çok aşikar. Bir bilim insanının öğrendiği şeylerden sonra Kötü Tanrı’nın dinlerine karşı bir şey söyleyeceği neredeyse kesindir. Bilim alanında kat edilen her gelişme, semavi dinlerden uzaklaşmak anlamına gelir. Evrenin nasıl var olduğunu öğrenmemiz, Semavi Dinlerin anlatılarının doğru olmadığını gösterir. Dünya’nın oluşum ve gelişimini görmemiz, ol demekle olmadığını gösterir. Evrimi öğrenmemiz, insanın kutsal ve tek seferde yaratılmış bir canlı olmadığını gözler önüne sermektedir.
Bu tür bilim dallarının yanı sıra psikoloji ve sosyoloji ile ilgilenen bir bilim insanı, semavi dinlerin yarattığı toplum ve kültüre doğal olarak karşı olacaktır. İki cinsin birbirinden ayrılması neticesinde “haremlik selamlık” olmak, hatta bu yüzden aşkından ve sevgisinden dahi utanacak ve bunu “ayıp” sayacak bir hâle gelmek; tamamen erkek egemen bir toplumda evlenmeden önce babasının, evlendikten sonra kocasının malı sayılan bir kadın olmak ve ömrü boyunca nedenini bilmediği yasaklarla kendini kısıtlamak sizce sağlıklı bir psikoloji doğurur mu? Veya biyoloji alanında çalışan bir bilim insanı basitçe “cinsellik en temel içgüdülerimizdendir ve vücudumuza birçok yararı vardır, neden kendinizi kısıtlıyorsunuz?” diyemez mi? Bu yüzden bilimsel gelişim Kötü Tanrı tarafından bu kadar ağır cezalandırılmıştır. Çünkü yalnızca bireysel değil, toplumsal olarak da çok fazla etkide bulunabilir.
Şimdi, semavi dinlerin bilim düşmanlığını örneklerle inceleyelim.
TEVRAT VE MUSEVİLİK
Sanat faaliyetleri gibi bilimsel faaliyetler de Musevilikte neredeyse hiç görülmemiştir. Tabii ki bu durumun en önemli sebebi Kötü Tanrı’nın öğretisi. Günümüzdeki Tevrat’ta bilim ile alakalı iyi veya kötü bir beyan geçmese de, ki bilim ve gelişim hakkında hiçbir ayet bulunmaması onların “gereksiz ve tanrı gözünde önemsiz olan şeyler” oldukları imajını verir, bilimin aynı sanat gibi istenmeyen ve dine göre sıkıntılı bir davranış olduğu mesajı çok net bir şekilde verilmiştir. Şimdi Tevrat’tan birkaç ayet inceleyelim.
Yeşaya, 13:9-19
“9 İşte RAB’bin acımasız günü geliyor. Ülkeyi viraneye çevirip İçindeki günahkârları ortadan kaldıracağı
Gazap ve kızgın öfke dolu gün geliyor.
10 Gökteki yıldızlarla takımyıldızlar ışımayacak, Doğan güneş kararacak, ay ışığını vermez olacak.
11 RAB diyor ki, ‘Kötülüğünden ötürü dünyayı, Suçlarından ötürü kötüleri cezalandıracağım. Kibirlilerin küstahlığını sona erdirecek, Zalimlerin gururunu kıracağım.
12 İnsanı saf altından, Ofir altınından daha ender kılacağım.
13 Ben, Her Şeye Egemen RAB, Gazaba geldiğim, öfkemin alevlendiği gün Gökleri titreteceğim, yer yerinden oynayacak.
14 Herkes kovalanan ceylan gibi, Çobansız koyunlar gibi halkına dönecek, Ülkesine kaçacak.
15 Yakalananın bedeni delik deşik edilecek, Ele geçen kılıçtan geçirilecek.
16 Yavruları gözleri önünde parçalanacak, Evleri yağmalanacak, Kadınlarının ırzına geçilecek.
17 Gümüşe değer vermeyen, Altını sevmeyen Medler’i Onlara karşı harekete geçireceğim.
18 Oklarıyla gençleri parçalayacak, Bebeklere acımayacak, Çocukları esirgemeyecekler.
19 Ben Tanrı, Sodom ve Gomora’yı nasıl yerle bir ettimse, Kildaniler’in yüce gururu, Krallıkların en güzeli olan Babil’i de yerle bir edeceğim.’”
Yukarıdaki ayetlerde açıkça görülen vahşet ve kan açlığının yanı sıra çok önemli bir mesaj daha var: Bilimsel ve sanatsal gelişim, tanrının gözünde kötü ve yok edilmesi gereken şeylerdir. Zira her konuda oldukça taraflı bir anlatım sergileyen Tevrat bile Babil’i “krallıkların en güzeli” denilerek betimliyor. Babil’de yaşayan insanların suçları ise bilim ve sanatta gelişmeleri, özgür ve gelişimci bir yapıya sahip olmaları. Tabii bu yapılar beraberinde Efendi ve tanrıların bilgisini ve Antik Paganizmi de getiriyor.
Geçmişte Tevrat’ta bilim düşmanlığının açıkça gösterildiği ayetler de vardı. Ancak bu kısımlar bazı şeyleri, örneğin bilimin ve sanatın Efendi ve demonlardan gelmiş olması, semavi din mitolojisine göre meleklerin rahatça tanrıya isyan edebilmesi gibi; Kötü Tanrı’ya göre gereğinden fazla ve dini açıdan rahatsız edici derecede açıklıyordu. Bu yüzden semavi din otoriteleri tarafından Tevrat’tan çıkartılmıştır. İsterseniz şimdi yukarıda bahsettiğimiz kısımları okuyalım.
Enok’un Kitabı
“7:9. Liderlerinin isimleri şöyleydi: Semyaza, Araklba, Rameel, Kokablel, Tamlel, Ramlel, Danel, Ezeqeel, Baraqiyal, Asael, Armarel, Batarel, Ananel, Zaqiel, Samsapeel, Satarel, Turel, Yomyael, Sariel. İki yüz
meleğin liderleri bunlardı.
10. Onlarla birlikte olan diğer tüm meleklerle birlikte kendilerine eşler aldılar. Her biri kendine bir eş seçti ve onlarla birleşmeye, kendilerini onlarla kirletmeye başladılar. Onlara büyüler öğrettiler. Onları bitkiler konusunda ustalaştırmak için kök kesmeyi de öğrettiler.
8:1. Azazil insanlara kılıç, bıçak, kalkan ve zırh yapmayı öğretti. Ayrıca onlara metal işçiliklerini gösterdi: Bilezikler, takılar, boya kullanımı, kaşların güzelleştirilmesi, en değerli ve seçkin taşların kullanımı ve topraktan çıkan maddelerin ve metallerin boyanması.
2. Kötülük arttı. Çok zina işlediler ve yoldan çıktılar.
3. Semyaza büyü yapmayı ve kök kesmeyi,
4. Armaros büyü çözülmesini,
5. Baraqiyael astrolojiyi,
6. Kokabel takımyıldızları,
7. Ezeqeel bulut bilgilerini,
8. Araqiel toprak bilgilerini,
9. Shamsiel güneş bilgilerini ve
10. Sariel de Ay’ın hareketlerini öğretti.”
Bu ayetlerdeki önemli kısım şu: İnsanlığın bazı bilgileri tanrılardan almasının yanı sıra, bilimsel ve spiritüel gelişimler sanki kötü bir şeymiş gibi anlatılıyor. Zaten bu noktadan sonra ayrıca “bilim kötüdür, gelişim kötüdür” denilmesine de gerek yok. Verilmek istenen mesaj gayet açık.
HRİSTİYANLIK
Yukarıda incelediğimiz her şey ve bilim, gelişim görüşü Eski Ahit olarak aynen Hristiyanlıkta da kabul edilmekte. Zira İncil’de de “bilim iyi bir şeydir, gelişim güzeldir” tarzında bir ayet yok. Her ne kadar Efendi ve kahinimiz İsa’nın Hristiyanlık üzerindeki etkisi büyük olsa da kilise ve kilisenin öğretisi Kötü Tanrı’nın dinini yaymakta.
Kilise her daim bilimi ve gelişimi yok etmeye çalışmıştır. Bu durumu anlamak için kilisenin otorite sahibi olduğu zamanlara bakmamız yeterli.
Michael Servetus, hekim, dine aykırı bir şey söylediği için diri diri yakılmış – aslında niyeti kötü bile değilmiş. Hypatia, İskenderiye Kütüphanesi’nde ders veren pagan bir kadın, filozof, matematikçi, astronom; zamanın piskoposu çalışmalarından rahatsız olmuş ve “Kadın sessizliği ve uysallığı öğrenmelidir. Kadının ne ders vermesine ne de erkeğin üzerinde yetki sahibi olmasına izin vermeyeceğim. Suskun olacak ve sessiz kalacaktır. Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratılmıştır” sözleri ile Hypatia’nın ölüm emrini vermiş. Bu sözlerden kısa zaman sonra kalabalık bir grup Hypatia’yı yakalayıp sokaklarda süründürmüş, tecavüz etmiş, ardından taşlayarak acımasızca öldürmüş ve üzerine cansız bedenini ateşe vermiştir. Ders verdiği okul da yok olmuş.
Galileo dünya yuvarlaktır dediği için işkence görmedi mi? Yüzyıllarca insanlar kilisenin söylediğinin aksine tek cümle söylemeye cesaret edebildiler mi? Giordano Bruno “dünyadan başka gezegenler de vardır” tezini savunduğu için engizisyon mahkemelerinde sapkın ilan edilip diri diri yakılmadı mı? Avrupa’nın karanlık çağında, masum insanlar kilisenin ve Kötü Tanrı’nın boğucu otoritesi altında ezilip acı çekmemiş midir yüzyıllarca?
Avrupa ancak kilisenin ve Kötü Tanrı’nın safsatalarından uzaklaşınca düzelme yoluna girmiş, en basit bilimsel ve sanatsal gelişmeyi ancak Rönesans’ta gösterebilmiştir. Bu tarihsel bir gerçekliktir.
İSLAM
Uyanış
“Şimdi de Müslümanlığın Bilim ve Bilimsellik hakkındaki gerçek düşüncelerini görelim.
Fen Yobazı
Fen bilgisinde mütehassıs (uzman) olmadığı hâlde, kendisini fen adamı ve müslüman olarak gösterip müslümanların dînini, îmânını bozmağa, İslâmiyet’i içerden yıkmağa çalışan kimse.
Üniversiteden diploma alan bir kimse, sefâhete yâni zevk ve eğlenceye başlayıp, bulunduğu ilim dalında çalışmaz, okuduklarını da unutursa, bu kimse ilim adamı, fen adamı olamaz. İslâm düşmanlığı da yaparak, yalan ve yanlış sözlerini, yazılarını ilim ve fen olarak saçmağa kalkışırsa, cemiyet için zararlı olur. Bu fen yobazlarına aldanarak sonsuz felâkete sürüklenen zavallılara çok acınır. (Seâdet-i Ebediyye)
Fen yobazları, Allahü teâlânın varlığına inanmayıp, âlem, böyle kendiliğinden gelmiş ve böyle gidecektir. Hâşâ bu âlemin yaratanı yoktur. Canlılar da böyle birbirlerinden üreyip sonsuz olarak sürecektir, demektedirler. İslâmiyet’i içerden yıkmak ve küfre sebeb olan şeyleri isbâtlamak için çırpınan fen yobazları ne kadar zavallıdır. (Fâideli Bilgiler)
(İhlas Holding. Dini Sözlük)
Müslümanlığın Bilim Anlayışı
Müslümanlığın bilim hakkındaki düşünceleri yukardadır. Yukardaki Fen Yobazı başlıklı açıklamada, dışarıya karşı hoş görünmek amacıyla, sanki bütün bilim adamları kastedilmiyormuş da ancak inkarcılardan bahsediliyormuş gibi bir hava yaratılmıştır. Bu açıklamanın satır araları ise bilim denilen şeyin kötü ve İslam düşmnı olduğunu söylemektir. Tamam o devamlı karşı çıktıkları Darwin teorisini biz de kabul etmiyoruz ama Darvin’in yanlış anlaşıldığını da zannediyoruz. Ne yani bir biim adamı kendisine mantıklı ve inandırıcı gelen bir tez ileriye süremez mi?. Darwin’i bir yana bırakırsak. Siz hangi aklı başında ve Müslüman çevrelerden büyük menfaatleri olmayan bilim adamının kalkıp da, “Bu alemin yaratanı vardır. Evren ancak Allahü teala’nın iradesi ile ayakta durur ve o istediği zaman sona erecektir.” diyeceğini sanıyorsunuz? Demek ki, Bütün gerçek bilim adamları Müslümanlığa terstir.
Müslümanlığın kendi bilim anlayışına gelince. Gerçek bilim sadece Müslümanlık bilimleridir. Kuran, hadis, Akaid, Tefsir filan. Şimdi bir çok okuyucu ve özellikle de gençler zannederler ki adamlar bu konularda gerçekten bilim yapıyorlar. Hayır efendim. Onların deyimi ile İlim yapmak, İlim adamı olmak hangi hadisin, hangi kitapta olduğunu bilmek, yüzyıllar önce yapılmış ve söyenmiş şeylerin bulunduğu eski kitapları bilmek, ezberlemek, asla anlamını bilmemek, Din büyüklerinin hangi konuda ne yapıp be dediğini ezberlemektir. Kendiliğinden bir yeni şey söyleyen bile hemen kafir damgası yer.
Şimdi bunlar bazı okuyuculara çok abartılı görüşler olarak görünebilir fakat ister inansınlar, ister inanmasınlar Müslümanlığın insandan istediği de tam olarak bunlardır. İstediğiniz kadar hadis okuyun. din kitaplarına bakın, dağınık olarak bulunan bu gibi bilgileri kafanızda toplayın. Sonunda ulaşacağınız nokta budur.”
Tabii yalnızca bu kadar değil, Kur’an’da da merak, sorgulama, gelişim gibi bilimi körükleyen yapıların kötü olduğunu söyleyen ayetler de bulunmakta.
Maide/101-102
“Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi sıkıntıya sokacak hususlarda soru sormayın. Kur’an indirilirken böyle sorular sorarsanız size açıklanır. Allah onlardan sizi muaf tutmuştur. Allah çok bağışlayıcıdır, halîmdir. Bu tür soruları sizden önce de bir topluluk sormuş, fakat sonunda bunları inkâr eder olmuşlardı.”
Geçmişte de sorgulayanlar vardı, sonra artık inanmamaya başladılar diye eklenmiş bir de.
Bu noktada değinmemiz gereken bir detay daha var. Sanki neyin ne olduğu aşikar değilmiş gibi dini otoritelerin tekrar edip durduğu “İlim Çin’de de olsa gidip alınız” hadisi. Bu hadis daha en başından sahih kabul edilmemekle beraber Uyanış kitabında da değinildiği gibi şu gerçeği değiştirmez. İslam’da bir “bilim” kavramı yoktur, “ilim” vardır. Bunlar ise İslami ilimler olarak geçen siyer (Muhammed’in hayatı), tefsir (Kur’an’ı açıklamaya çalışmak) benzeri şeylerdir. Yani gerçek bilim dalları değiller. Bilime nasıl bakıldığını da zaten inceledik. Dileyen tarihi okuyup “bunlar kâfir -pagan- yapmasıdır” denilerek yok edilen kütüphaneleri, bilimsel buluşları, önüne geçilen gelişimleri daha güzel bir şekilde görebilir.
İslam’ın yok ettiği kütüphaneler, Ömer’in halifeliğinde İskenderiye kütüphanesinin yahut İskenderiye Kütüphanesi’nden kalanların yok edildiğini biliyoruz. Günümüzde IŞİD de binlerce kütüphane yok etti. Arap paganizmi ve İslam öncesi Arap toplumu hakkında pek çok şeyi bilmememiz veya tamamen yanlış bilmemiz gibi şeylerin sebebi de bütün kaynakların yok edilmiş olması. Hristiyanlıktaki mantığın aynısı yani. Pagan kaynağı mı? Yok et, “zaten kötüydü” de ve unut.
Teistik Satanizm hakkında daha çok bilgi almak için diğer yazılarımızı ve kitaplarımızı okuyabilirsiniz. İletişim sayfasından sorularınızı direkt olarak sorabileceğiniz Discord sunucularımıza katılabilir, sorularınızı sorup cevabını sıradaki soru-cevap yazısında görmek için soru formunu kullanabilirsiniz. Sitemizdeki yazılardan paylaşıldığı an haberdar olmak için Instagram sayfamızı takip edebilir ve e-posta sistemimize abone olabilirsiniz. İyi araştırmalar.




